|

15 Haziran 2007 Cuma
ÖSS’ye
İnat Yaşasın Hayat!
“Tabutu
çalınan cemaat”, yılmadı, yırttı kefeni:
Bir cenaze, polis tarafından çalınan bir tabut
ve “ÖSS’ye Hayır Lan” sloganlarında şahlanıveren bir atın hikâyesi...
Bugün Beyazıt Meydanı'nda "ÖSS'ye İnat
Yaşasın Hayat" sloganları ve siyah bayraklar vardı. 1 milyon 600 bin gencin,
Pazar günü, okul-aile birliği ve dershane patronları tarafından yarış
atına çevrilip "koşturulması"nın sembol yerlerinden İstanbul Üniversitesi
Beyazıt kapısı önünde, "Bu kapıdan geçmek için tabuta girmeyeceğiz" dedik
bugün.
Ancak bu eylemin ilginç bir hikâyesi
var:
%52 olarak, birkaç gündür, 15 Haziran
Cuma günü bir cenaze kaldıracağımızı söylüyor ve herkesi Beyazıt Meydanı’na
çağırıyorduk. Gerçekten de, dershane kalantorlarına para kazandırıp gençlere
işkence eden ÖSS’nin sadece son iki yıl içinde ölüme ve intihara sürüklediği
12 kardeşimizin cenazesini kaldırmaktı niyetimiz. Tabutu Beyazıt Camii’nden
kaldırıp üniversite sınavının sembolleşmiş yerlerinden İst. Ünv. Beyazıt
kapısının önüne defnedecektik. Ama elbette ağıt yakmayacak, “Yaşasın Hayat”
diye haykıracaktık; bu sene olmasa bile önümüzdeki yıllarda Öğrenci Soygun
Sistemi’nin cenazesini kaldırabilmek için…
Oturduk, iki gün içerisinde gerçek
bir tabut hazırladık. Gerçek boyutlarda ha, çünkü içinde gerçekten bir
%52 eylemcisi taşıyacaktık ve İÜ kapısının önünde “ölü”müz tabuttan çıkıp
bildirimizi okuyacaktı.
Ama gün gelip çattığında, polis Beyazıt
Camii avlusundan tabutu çaldı! Evet, hem de işbirlikçisi bir cami görevlisinin
(imam mıdır, bilmiyoruz artık, günahı boynuna!) ihbarıyla tabutu
çalıverdi, sonra da bir %52 eylemcisini gözaltına aldı. (Hukuk bilgimiz
kıt ama kendileri hırsız, kendi kendilerini almaları gerekmiyor mu?!)
Tamam, tabut gitti, ama “Öyle veya
böyle, bugün Beyazıt’ta ÖSS’ye inat yaşasın hayat sesi olmalı” dedik,
açtık siyah bayraklarımızı, koyduk önümüze “ÖSS’ye İnat Yaşasın Hayat”
ve ÖSS’nin krallarının katlettiği (12’si son 2 yılda) 15 kardeşimizin
isimlerinin yazdığı “ÖSS Ölüm Listesi. YETER ARTIK!” pankartlarımızı,
meydana Laleli tarafından girdik.
“ÖSS’ye İnat Yaşasın Hayat”, “Gençliğin
Katili ÖSS”, “Öfke Burada, Sınav Sokakta, ÖSS’ye Hayır Lan!”, “ÖSS’iktir
Lan!” sloganlarıyla yürürken, (polisler onu çalamadı) üstünde “%52
/ YARIŞ ATI OLMAYACAĞIZ” yazısı bulunan atımız meydana geldi. “Yarış Atı
Değiliz” sloganıyla ve atla İÜ Beyazıt kapısının yanındaki merdivenlere
geldik. Bildirimizi okuduk, Pazar günü yarış atı misali ÖSS koşusunu koşturulacak
1 milyon 600 bin gençten farklı olarak eyleme gelen atımız bilhassa “ÖSS’ye
Hayır Lan” sloganında şahlanıverdi.
Bugün, iktidarların oyalamalarına kanıp
sırf o kapıdan girmek için tabuta girmeyeceğimizi söyledik Beyazıt Meydanı’nda.
Alın, üniversitenizi başınıza çalın, biz Özgürlüğü Seçiyoruz Sınavsız,
dedik. Bir-iki ay sonra kazananların listesini çarşaf çarşaf yayınlayıp
dershane kalantorlarının reklamını yapacaklara, öldürdükleri kardeşlerimizi
unutmadığımızı söyledik. Bu toprakların %52'si, eğitimci zebaniler-dershane
patronları ittifakına, devlet onaylı soygun düzeni ÖSS'ye karşı öfkesiyle
hep burada olacak!
Unutmadan… %52, o tabutu “ÖSS’ye İnat
Yaşasın Hayat” demek için, hayatı gaspın sınavı için daha fazla ölmeyeceğini
haykırmak için taşıyordu. E, polis onu çaldı. Kendileri ne için kullanacak
acaba? ÖSS’yle öldürecekleri kardeşlerimizi içine koymak için mi?
Eylemde
okuduğumuz bildiri:
|
YETER ARTIK YETER!
Şu üniversitenin kapısından geçmek
için daha kaç kardeşimizin ölüme, intiharlara sürüklendiğini göreceğiz!
Öğrenci Soygun Sistemi ÖSS’nin
kralları! Size soruyoruz! Aldığınız canlar yetmedi mi? Hiçbir gelecek
veremediğiniz gençleri dershane patronlarının kucağına atıp, söğüşleyip,
sonra da milyonlarcasını işsiz, geleceksiz, umutsuz ve hayatsız
bırakmanızı izlemeyeceğiz daha fazla! Bugüne kadar öldürdüğünüz,
intihara sürüklediğiniz, ruhunu çaldığınız, ilaç bağımlısı yaptığınız,
onlarca, yüzlerce, binlerce kardeşimiz doyurmadı açgözlerinizi hâlâ!
Yiyorsa, 15 yılda, gençlerin hayallerini çalıp, dershane patronlarının
cebine havale ettiğiniz 34,5 milyar doların açıklamasını yapın!
Bu ÖSS’nin ardından, kazanan
birkaç genci dershane reklamı için patlayan flaşların önüne atıp,
kaybeden milyonları unutturabileceğinizi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz!
Cesaretiniz varsa, yayınlasanıza kaybedenlerin listesini! Kazananları
manşetlere taşıyorsunuz, ama biz biliyoruz ki, kaybedenlerin listesi
hayatın ortasına yazılıyor, acıyla, umutsuzlukla, hayalkırıklığıyla!
Ve sınav sonrasında yine intiharlarla!
ÖSS’nin kralları! Dershane patronları!
Eğitimci zebaniler! Gazetelerde televizyonlarda güya ÖSS taktikleri
veren uzman azmanlar! Siz önce geçen ay sınav baskısından kalp krizi
geçirip ölen kardeşlerimizin, Cansu’nun ve Merve’nin hesabını verin!
Ama biliyoruz, vermeyeceksiniz! Veremezsiniz! Siz, gençleri, hayatı,
insanlığı düşünmüyorsunuz. Gençleri sınav-üniversite ayağına oyalayıp
kontrol altında tutmaktan, paracıklarınızdan, dershane kalantorlarından
başka bir şey umurunuzda değil!
Bu
kapının önünde yığılıp kalan milyonlar… ve bu kapının ardında dört
yıl sonra elinde kıymetsiz tahvil misali paçavra diplomalarla işsizler
ordusuna nefer olacak “diplomalı kaybedenler”… Bu yalana kanmayacağız,
hayatı gaspınızın sınavları için ölmeyeceğiz daha fazla! 17’mizde
öldürüp 70’imizde gömemeyeceksiniz bizi!
YETER ULAN!
ÖSS’nizi de, testlerinizi de, dershanelerinizi de, o gerizekalı
sınav taktiklerinizi de, hiçbir işe yaramayan paçavra diplomalarınızı
da alın başınıza çalın! Biz yarış atı değiliz! Gençliğimizi üniversite
kapılarına gömmeyeceğiz!
ÖSS kralları! Hazırlanın! Bu toprakların %52’si, bu kez sizin ter
dökeceğiniz bir sınav hazırlıyor size!
Buradayız! Ölmüyoruz! Yalana kanmıyoruz! ÖSS tabutlarına girmiyoruz!
Biz, Özgürlüğü Seçiyoruz Sınavsız!
Hepimize tek şık olarak dayattığınız HİÇBİRİ olmamak için
ÖSS’YE İNAT YAŞASIN HAYAT!
|
23 Mayıs 2007 Çarşamba
Cüppeli generallere
ve onların güvelerine karşı
Hayalgücü ve gençliğin vicdanı eylemde
Dün İÜ rektörlük sarayındaki cüppeli
generallerin güveleri Edebiyat Fakültesi’nde başörtülü bir kadını içeri
almayıp kadına saldırmış, gençlerin bu duruma müdahalesi üzerine güveler
gençlere de saldırıp bir arkadaşımızı darp etmişti.
Bugün engizisyoncu rektörlüğün kışla üniversitesindeki
baskılara öfke duyan gençler, başörtüsü takıp Laleli’den yürümeye başlayarak
Edebiyat Fakültesi’nin kapısının önüne dikildiler. %52 Cemiyet-i Hergele
imzalı “Rektörlükteki Cüppeli General, ‘Güve’lerinin
İpini Sıkı Tut, Hepimiz Başörtülüyüz” ve
“Dikkat! Güve Saldırır” pankartları
taşıyan ve hepsi de başörtüsü takan gençler sloganlarla yürüyerek Edebiyat
Fakültesi kapısına geldiler. Kapının önünde bir süre durarak
“Zulme İnat Hepimiz Başörtülüyüz”, “Zulme İnat Yaşasın
Hayat” sloganları atan gençlerin önünden dün saldıran ‘güve’nliklerin
hepsi kaçtı. Hatta dün gençlere özellikle saldıran rektörlük kapıkulu
güve, idare tarafından içeri kaçırıldı. Fakültenin içindeki gençlerden
de eylemcilere alkışlar ve sloganlarla destek geldi.
Başörtülü eylemciler, bir süre sonra, fakültenin
içine girerek Hergele Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti. Bu arada topluluğa
yeni başörtülüler ve 12 Eylül faşizmini aratmayan baskı ortamına öfke
duyan diğer gençler de katıldı. Baskıya karşı sessiz kalmayan tüm gençlerin
alkışlar, sloganlarla yürüyüşe katılmasıyla %52’nin eylemi olarak başlayan
tepki, yüzlerce gencin katıldığı büyük bir eyleme dönüştü.
“Zalimlere İnat Yaşasın Hayat”, “Zulme Karşı Omuz
Omuza”, “Güveler Dışarı” sloganlarıyla yürüyen gençler, Hergele
Meydanı’nda sloganlarını sürdürdü. Burada “Güvenlik
Güvenlik Baksana, Başörtüm Sağlam Yırtsana” şarkısını hep bir
ağızdan söylediler. Kapı girişine yeniden gelen topluluk pankartları girişteki
demirlere asarak sloganlarını sürdürdü.
Bu arada %52’ciler yanlarında getirdikleri
naftalinleri güvelere karşı etkili bir ilaç
olarak kapı girişindeki güvelerin ve kabinlerinin üzerine fırlattı.
Eylem, 200’den fazla gencin katılımıyla rektörlüğün
kışla düzenine karşı büyük bir öfkeye dönüştü. Yıl boyunca kurdukları
kışla düzeniyle üniversite kampüslerini açık hava hapishanesine çeviren
rektörlü-dekanlı cüppeli generaller ve onların kapıkulu güveleri, yıl
sonu gelince baskılarını doğrudan şiddete dönüştürmenin karşılıksız kalacağını
sanarak yanıldılar. Fikirlerini, eylemlerini, davranışlarını, kılık
kıyafetini beğenmedikleri gençleri soruşturma-kovuşturma-disiplin tehditleriyle,
kameraları ve özel güveleriyle baskı altına almaya çalışan cüppeli generaller,
dünkü güve saldırısı, akademik maskelerinizin altında nasıl da faşizan
bir çeteleşmenizin olduğunu gösterdi. Ama dün de kışla düzeninize sessiz
kalmayan gençler, bugün daha fazla gençle ve daha öfkeli bir şekilde “Zalimlere
İnat Yaşasın Hayat” dediler. Bundan sonra da eylemleriyle “Krallar
Çıplak” demeyi sürdürecekler. Özel güvelerinizi kafeslerinde tutmaya özen
gösterin. Beyazıt kışlasına karşı gençlerin hayalgücü eylemleri artarak
sürecek. Rektörlük sarayındaki engizisyoncuların ve tacizci özel güvelerin
baskılarından bıkan, vicdanı olan herkesi bu saldırgan baskı ortamına
karşı daha fazla ses çıkarmaya, daha fazla eylem yapmaya çağırıyoruz.
Zalimlerin gücüne karşı hayalgücü eyleme!
19 Mayıs 2007 Cumartesi
"19
Mayıs firarileri" iş başında
19 Mayıs işkencesine
karşı, gençleri iktidarlarına meze yapmak isteyenlere karşı, o aptal 1-2-3-4
hareketlerini yapıp sıcaktan bayılmayacağımızı söylemek için aldık bildirilerimizi,
kurduk standımızı çıktık sokağa. 18 Mayıs'ta Beyoğlu Galatasaray Meydanı
ve Kadıköy İskele Meydanı'nda; bugün de Kadıköy'deydik. "Biz sadece iktidarlarınızdan,
ikiyüzlülüklerinizden, yalanlarınızdan, gasplarınızdan, sizden kurtulunca
bayram yapacağız" diye bağıra bağıra bildirilerimizi dağıttık. 19 Mayıs
mağduru gençlerden "Oh be! Doğru valla" tepkileri aldık. 19 Mayıs zorunlu
tören kıtalarına alınıp da "disiplinsizlik"ten atılan arkadaşlar en içten
tepkileri verdi! Bugünün dünden farkı, "19 Mayıs görev kaçakları"yla buluşmamız
oldu! Tabii, "Allah Allah, niye 19 Mayıs'a karşı çıkıyorsunuz" diye soran
da vardı. Eh, buna da en hızlı ve net yanıt 19 Mayısların "fikir babası"nın
kim olduğunu söylemek oldu.
Bu iki günde dağıttığımız bildirilerle
iktidarların yaşadığımız toprakların %52'sine yönelik yürüttüğü kitleleştirme-disiplin
saldırısına karşı uyumadığımızı gösterdik. İstanbul'da bildiri dağıtanlar,
İstanbul'da olmayıp bildirinin örneğini alan ve kendi bulundukları yerlerde
dağıtanlar ile bildiriyi sanal alemde yayan tüm %52'ciler, bundan sonra
da krallara çıplak demeyi sürdürecek. Hayata ve %52'ye yapılan saldırılara
gözlerini ve vicdanını kapamayan herkesi bundan sonra atılacak adımları
organize etmek için bizimle iletişime geçmeye çağırıyoruz. Biz, Zalimlere
İnat Yaşasın Hayat demekten hiç bıkmayacağız.
BİLDİRİMİZ:
|

|
|
Bu sıcakta 19 Mayıs nasıl çekilir?
|
Bu 19 Mayıs’ta da yine okula, stada gitmek, sıcağın altında o aptal
törenlerde dikilmek… Çekilir mi lan bu dert? Okullarda müdürler,
hocalar her sene her sene yaptıkları o aptal konuşmaları tekrarlayacaklar
(“Geeençleeer, siiiz biziiim geleceğimizsiniz! Bu vataaaan size
emanettiiiir! Şşş, konuşma lan Mehmet, çarparım bi’ tane! Bu memleketiiii
muasır medeniyetler seviyesineeee…”) Hele stattakiler hiç çekilmez.
Devletlüler kapalı tribünde, onlar rahat; sense fırın gibi güneşin
altında, yok karton harf tut, kaldır, indir; bilmem ne yöresinin
kıyafetiyle yürü; tango yap, kule yap. Sıcaktan geber! Hele bir
de tartışacaklar, etekler uzun mu kısa mı, şortlar diz altı mı diz
üstü mü? Sapık mı yahu bunlar?!
Bu 19 Mayıs’ın çekilmesinin tek yolu var: Kır arkadaş okulu, boş
ver stadı, töreni möreni! Kule yapma, piknik yap, hava mis gibi!
Ne yazdığını bilmediğin kartonları tutacağına, al eline kartonu
mangal yap. O salak 1-2-3-4 hareketlerini kim takar, kur takımı
maç et. Sıcağın altında pişmek mi? Aman aman, yayıl güzel bir ağaç
gölgesine, ister sohbet et, ister denizi seyret.
|
Bu 19 Mayıs’ta okullar
statlar boşalsın!
O aptal sıkıcı törenlere gitmiyoruz!
|
Nazi
Almanya'sının en önemli spor yetkililerinden, Nazi Jugend gençlik
spor örgütünün kurucusu, Hitler’in 1936 Berlin Olimpiyatlarını düzenleyen
Carl Diem 1933’te devlet tarafından Türkiye’ye davet edildi. Nazi
Diem’in ön ayak olmasıyla 1936’da Türk Spor Kurumu kuruldu. Yine
Diem’in daha önce hazırladığı bir çalışmadan esinlenen Beden Terbiyesi
Kanunu 1938’de yasalaştı. Kanun, tüm gençlere (tıpkı askerlik gibi)
beden eğitimi zorunluluğu getiriyordu. Amaç, gençleri disipline
etmek, “Türk ırkını korumak, güçlendirmek” ve gençleri savaşa hazırlamaktı.
“Beden eğitimi”nde askerî hiyerarşi işletiliyordu. Bütün spor kulüpleri
artık “zevk için” değil, “yurt müdafaası için” çalışacaktı. Bu ırkçı-faşist
politikanın devamı olarak, aynı yıl, 19 Mayıs günü “Gençlik ve Spor
Bayramı” olarak kutlanmaya başladı.
Her yıl okullarda, statlarda gençlerin sıra sıra dizilmesinin kökü
işte budur!
|

Bu
cumartesi statlarda yapılacak o sıkıcı hareketlerin mimarı Carl
Diem,
Nazi selamı verirken...
|
|
Bu 19 Mayıs’ta da politikacısından
medyasına patronundan bürokratına bir dolu gerontokrat kan emici
“Gençlik gelecektir” şovuna hazırlanıyor. 19 Mayıs gençlik bayramıymış!
İktidarlar gençlerle kendi iktidarlarına meze yapmak, “ağaç yaşken
eğilir” misali kafasına vura vura boyun eğdirmek dışında ilgilenir
mi hiç? Soruyoruz, hangi gençliğin bayramı bu?
Sayıları 1,5 milyona varan genç işsizlerin mi? Bu sene de 1 milyon
775 bini Öğrenci Soygun Sistemi sınavına katılıp hemen hepsi üniversite
kapılarında yığılacak, ama bu arada da devlet onaylı soygun sistemi
dershane patronlarına her yıl her yıl peşkeş çekilen dershane mağduru
yüz binlerce gencin mi?
Yurtlara yuvalara kapatılıp dayaklarla tacizlerle yoğrulan 20 bin
gencin mi? Sadece İstanbul sokaklarında soğuk geceleri aile belleyip
üniformalı iktidar bekçilerinin şefkatli dayaklarıyla büyütülen
20 bin sokak çocuğunun mu? Geleceksizliğin ve yoksulluğun rant çetelerine
peşkeş çekilip on binlercesi yargılanan, binlercesi mahkum olan,
yüzlercesi hapse atılan “suçlu” gençlerin mi?
Artık 13 yaşında haplanarak tozlanarak şırıngalanarak uyuşturucu
tacirlerine pazarlanmaya başlanan 200 bin uyuşturucu ekonomisi “müşterisi”nin
mi? Her sene sayıları katlanarak artan, artık binlerle ifade edilen
intihar eden gençlerin mi? Batman’da intihara zorlanan genç kızların
mı?
Popüler balon Polat Alemdar’a özendirilip liselerde birbirine kırdırılan,
her dört öğretmenden biri tarafından şiddet uygulanan, sadece geçen
okul döneminde 23’ü öldürülen gençlerin mi?
Cep pop top sarmalında tüketerek tükeniş kültürüne bağımlı kılınan,
bu arada da iktidarlar tarafından küresel gaspçı şirketlere “dinamik
genç nüfusumuz var, burayı yağmalayın, biz de rantımızı alalım”
diye pazarlanan gençlerin mi? Bu topraklardaki 15 yaşından küçük
olup sayıları 8 milyonu bulan yoksul çocuk ve gençlerin mi?
Daha sayalım mı? Politikacı ikiyüzlüler tarafından 22 Temmuz’da
“oy”ulup sonra unutulacak 4,5 milyon ‘yeni seçmen’ olan, küresel
ve yerel gaspçı şirketler tarafından sürüm sürüm sömürülen, nükleerci
katiller tarafından geleceğine saatli atom bombası nükleer ölüm
santrali dikilmek istenen, savaşla yoksullukla toprağından koparılıp
büyük şehirlerin kıyılarında daha da büyük yoksulluklara itilen,
iktidarların savaşlarına mehter marşıyla gönderilip tabutlarda dönen…
milyonlarca milyonlarca gencin bayramı mı bu?!
Haydi iktidarlar, utanmayın, açık konuşun! Bu topraklardaki nüfusun
%52’sini oluşturan 37,5 milyon genç ve çocuğun umurunuzda olmadığını
biliyoruz. İktidarınız için tuvalet kağıdı misali kullanıp attığınız
gençlerin bayramı değil bu! Siz o sıkıcı resmi geçitlerde doldurduğunuz
statlardaki kapalı tribünlerde kendi iktidarınızı kutsarken sıcağın
altında Nazi Almanyası’ndan devralınmış 1-2-3-4 ahmak hareketleri
tekrarlaması zorunlu gençler için bu bayramı yapmasanız daha iyi!
Bir gelecek veremediğiniz için eline bir silah verip 17’sinde katil,
kendi iktidar didişmelerinizde mitinglerinize iki slogan bir bayrağa
kitle yapmaya çalıştığınız gençler “ARTIK YETER” diyor!
Hayatımıza bunca saldırırken, kendi pisliklerinizi örtmek için koltuklarınıza
iki genç oturtarak oynadığınız bu tiyatroya kanmıyoruz. Yiyorsa,
siz gelin ÖSS’ye girin, ders-sınav-okul şeytan üçgeninde baskıdan
boğulun, sokaklarda yaşayın, yoksulluk-işsizlik çekin, ekonominizin
yarısı olan uyuşturucu pazarında ölün! Siz gidin savaşın, tetikçi
olun, birbirinizi bıçaklayın!
Yeter artık, uzak durun bizden! Bu toprakların %52’si yalanlarınızı
görüyor! Cumhurbaşkanlığı ve seçim savaşlarınızda hiçbir gelecek
veremediğiniz gençleri birbirini kırmaya, katil olmaya daha da büyük
bir hırsla itmenize karşı daha da öfkeliyiz! Bu sene şeref tribünlerinizde
çıplak çıplak oturmayın, ayıp olacak; çünkü o statlarda resmigeçitlerde
uygun adım marş marş yürümeyecek, poplanıp dans edip sporlanmayacak,
tribünlere bakıp “Kral çıplak” diyeceğiz!
Bu toprakların %52’si, sadece sizden, iktidarınızdan, politikanızdan,
yalanlarınızdan, soygununuzdan, gaspınızdan kurtulunca bayram edecek!
%52’nin tek bayramı, hayalgücüne güvenerek çıktığı özgürlük yolculuğunda,
verdiği özgürlük mücadelesindedir!
Hayatımızı daha fazla gasp edemeyeceksiniz. Çünkü artık hayallerimiz
buluşuyor! Zalimlerin gücüne karşı hayalgücü eyleme geçiyor!
Siz resmî, protokollü, geçitli, bürokratik, devletlü bayramınızı
kendi kendinize kutlayın! Bu toprakların %52’si, gerçek bayramının,
ekmek, insanlık, özgürlük bayramının hazırlıklarını tamamlıyor!
|
|


|
9 Mayıs 2007 Çarşamba
Terziler Gloria Jeans’e ayna tuttu!
… dikmediler
ve gitmediler,
iğnelerine iplik geçirip beklediler
Gloria Jean’s Coffees dünyanın en büyük
kahve zincirlerinden biri. İlk mağazasını açtığı 1996’dan bu yana mağaza
sayısı 24 ülkede 700’e ulaştı. 25’i İstanbul’da olmak üzere 40 mağazayla
Türkiye bu ülkeler arasında ikinci sırada geliyor. Gloria Jean’s günlüğü
yarım dolara çalıştırılan işçilerin topladığı kahvenin kilosunu 22 sentten
alıp 200 dolara satarak bir uluslararası kapitalizm mucizesi yaratmakla
kalmıyor, ilginç oturma tarzlı mağaza tasarımlarıyla da İstanbul sokaklarına,
tükeniş kültürünün kaba teşhirini yapıyorlar.
Hemen hemen her büyük caddede size
doğru oturmuş, hatta “yayılmış” kahve içen insanların fütursuzluğuna karşı
biz de boş durmadık. Gloria Jean’s’in “misafir”leri fincanına 6 milyon
verip yayıla yayıla kahvesini içerken biz de dışarıdan nasıl göründüklerini
kendilerine göstermek için iki boy aynasıyla İstiklal Caddesi’ndeki iki
Gloria Jean’s’in karşısına dikilerek bir eylem yaptık. Bu arada “misafir”lerine
çok kibar davranan garsonlar, bize karşı pek kibar sayılmazlardı. Ama
içeride oturanların (önce şaşkınlıkla, sonra kızgınlıkla, sonra umursamayarak)
“kendilerine” bakmalarına engel olamadılar. Oradan geçenler önce cama
yaklaşıp ne tuttuğumuza odaklandı, sonra aynalardan cesaret alarak doya
doya Gloria Jean’s’e baktı.
Yavaş yavaş birçok dükkana yayılan
Gloria Jean’s oturma tarzında insanlar kendilerini vitrine çıkarıyor;
belki eşzamanlı bir bakma ve bakılma hazzını yaşamaya çalışıyor. Onları
kendilerine bakmaya zorlamamızdan niçin rahatsız oldular anlamadık. Sonuçta
karşılaştıkları şey kendi görüntüleriydi. Böylece kibirli teşhirci Gloria
Jean’s tarzı, ufak da olsa temel bir yara almış oldu. Bu arada hatırlatalım:
Bu eylemi herkes bir cep aynasıyla da yapabilir! Madem görülmek istiyorlar,
nasıl göründüklerini de bilsinler!
(Bu arada “memlekette terzi mi kaldı,
kim bu terziler” diye soranlara, Turgut Uyar’dan “Terziler Geldiler”
isimli şiire bakmaları tavsiye olunur.)
30 Nisan 2007 Pazartesi
Sadece Bodrum Paşası'nı
dinleriz, faşist korku filmini bir daha izlemeyeceğiz
FAŞİZME İNAT YAŞASIN HAYAT!
|
|
|
Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı
olan Simurg Anka, bilgi ağacının dallarında yaşar ve her şeyi
bilirmiş. Kuşlar, Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını
düşünürlermiş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe, onlar
da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki Simurg ortada görünmedikçe
kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün
uzak bir ülkeden bir kuş sürüsü, Simurg’un kanadından bir telek
bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar
ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip yardım istemeye karar
vermişler. Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde
olan Kafdağı’nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz
vadiyi aşmaları gerekiyormuş. Kuşlar hep birlikte göğe doğru uçmaya
başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş. Önce bülbül geri dönmüş,
güle olan aşkını hatırlayıp; papağan, o güzelim tüylerini bahane
etmiş –oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış-, kartal yükseklerdeki
krallığını bırakamamış, baykuş yıkıntılarını özlemiş, balıkçıl
kuş, bataklığını... Yedi vadi üzerinde uçtukça sayıları anbean
azalıyormuş. Altıncı vadi “şaşkınlık”, yedincisi ise “yokoluş”
vadisi imiş. Kaf dağına vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.
Simurg’un yuvasını bulunca öğrenmişler ki, Simurg Anka, “otuz
kuş” demekmiş. Onların hepsi de Simurg’muş. Her biri de Simurg’muş.
|
|
|

|
Bugün Galatasaray Meydanı’nda 100 polis
ve 100 gazeteci vardı. Ha, bir de biz vardık. İktidarların hiçbir gelecek
veremediği için eline silah verip 17 yaşında katiller üretmesine, Tandoğan
ve Çağlayan’daki militarist tapınma ayinlerinde faşizmin kitlesi olmaya
karşı Zalimlere İnat Yaşasın Hayat dedik. Eylemi 3 kişi yaptık; yok, 30
kişiydik; hayır, hayır, 300 kişi, hatta 3 bin kişi vardık! 30 bin bile
olabiliriz, ne de olsa bu aralar kitle sayıları duruma göre abartılarak
katlanıyor! 1930’lar Almanya’sında halkın Nazilere destek gösterileriyle
başlayıp toplama kamplarında ve gaz odalarında son bulan o korku filmini
hatırlatan bugünkü faşist kitleselleşmenin aynı sona doğru gitmesini izlememek
için oradaydık. Binlerce, on binlerce insanı insanlıktan çıkarıp iktidar
savaşlarının faşizmine kitle yapsalar da, meydanlarda “sıradan” faşizme
kitle olmayacak Simurg’ların olduğunu ve olacağını hatırlatmak için oradaydık.
Faşist kitleleştirmenin gaz odalarına
hazır olduğumuzu göstermek için gaz maskelerimizi taktık; eylem için birkaç
pankart hazırladık. “Sadece Bodrum Paşasını Dinleriz”
(Zeki Müren fotoğraflı), “Kavgayı
Bırakın Feneri Şampiyon Yapın” (Tayyip ve Büyükanıt fotoğraflı),
“CumhurBUSHkanı Zaten Belli”,
“Zalimlere İnat Yaşasın Hayat”,
“ADD Sivil Toplum Örgütüyse TCDD de Sivil Toplumun
Lokomotifidir”, “Filler Tepişirken
Eşek Olma”, eski darbe mağduru yeni darbeci gizli cumhurbaşkanı
İlhan Selçuk’un meşhur akrostişli Ziverbey metnine atfen
İLHAN SELÇUK akrostişli şiir ve 14 metrelik
“Biz Bu Korku Filmini Daha Önce Görmüştük! Tehlikenin
Farkındayız! Sabun Olmaya Hazırız” film-pankartı elimizdeydi.
Biz, yaşanan ve yaşatılan sürece ilişkin fikrimizi, tavrımızı otaya koymak
için alelade bir basın açıklaması yapmayı düşünüyorduk, ama basın ordusunun
(gerçekten ordu gibiydi!) üzerimize bu kadar düşeceğini beklemiyorduk.
Doğru düzgün hareket edemedik; polisten değil, basından korktuk! Ama polisin,
hemen yakınlarında duran arkadaşlarımıza yönelik “Vatan haini piçler”
şeklindeki nazik demokratik tacizleri, yaptığımız eylemin ne kadar yerinde
olduğunu daha o anda gösterdi.
Siyah bayraklarımız ve
“Ekmek İnsanlık Özgürlük! Hayalgücü Eyleme!”,
“Faşizme İnat Yaşasın Hayat”,
“İnsanlık Tehlikenin Farkında! Zalimlere İnat Yaşasın
Hayat!”, “17’lik Katiller Faşizme
Kitleler Olmayacağız”, “Zalimlere
Karşı Hayalgücü Eyleme” sloganlarıyla sürdürdüğümüz eylemi
her zaman burada olduğumuzu, gaz odalarına da, linç edilmeye de, sabun
olmaya da hazır olduğumuzu tekrar vurgulamak için yere sabun kalıpları
koyarak bitirdik. Evet zalimler, buradayız. Her zaman burada olacağız!
Zulmünüze, iktidarlarınıza, faşizminize karşı Özgürlük ve Hayat için mücadele
edeceğiz!
Eylemde okuduğumuz bildiri:
|
Biz bu korku filmini daha
önce görmüştük!
Tehlikenin farkındayız, sabun olmaya hazırız!
Türkiye’nin gerçek cumhurbaşkanı
bellidir ve o da Beyaz Saray’da oturmaktadır. Bu topraklardaki partili-şirketli-ordulu
iktidar aygıtları, katil II. Bush’un uzattığı iki ucu BOP’lu değnekte
yerlerini alıp iktidarlarını sağlamlaştırmak için tepişiyorlar.
Gaspçılar! CumhurBUSHkanının
Çankaya’daki yardımcısı olmak için verdiğiniz ihale kavgasını hayata
karşı artan saldırılarınızın zemini olarak kullandığınızın farkındayız.
Hiçbir gelecek veremediğiniz gençlerin eline silah verip cinayetler
işletiyor, kardeşi kardeşe kırdırtıp gerçek katil olan kendinizi
gizliyorsunuz. Şimdilik eline silah vermediklerinizi de militarist
tapınma ayinlerine kitle olarak katıp faşizmin kitle ruhunu büyütüyorsunuz.
Evet, her an kendisinden olmayana
saldırmaya hazır genç kıtalar besleyen de, Tandoğan’da Çağlayan’da
uyanan da faşizmin kitle ruhudur! Tıpkı 1930’lar Almanya’sındaki
Nazilere destek gösterileri gibi, apoletli-emekli-cüppeli generallerin
sivil toplum kışlalarında organize ettikleri bu kitleleşme-yığılmalar
geleceğin hangi toplama kamplarının filizlerini atıyor? Tandoğan’dan
Çağlayan’dan Auschwitz toplama kamplarına uzanan yollar hiç de uzun
değil! Soruyoruz, gaz odalarını da hazırlıyor musunuz? Biz buradayız!
Mademki faşizmin kitle ruhu geldi, sabun olmaya da, linç edilmeye
de, gaz odalarına gönderilmeye de hazırız!
4,5 milyon genci gelecek seçimlerde
yeni seçmen kontenjanından “oy”mak için hazırlanan, ulusalcı-milliyetçi
soslarla süslenen bu filler tepişmesinde daha fazla ezilen eşekler
olacağımızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz! “Cumhuriyetine sahip çık”
mitinglerine kışkırttığınız gençlerin kaçına sahip çıkıyor cumhuriyetiniz?
Her sene dershanelerde soyulan 650 bin gence mi, üniversite kapılarında
yığılıp kalan milyonlara mı, işsizler ordusunun kadrolu subayları
haline gelen 1,5 milyon gence mi, her sene iki-üç kat artan uyuşturucu
pazarında ölenlere mi, 8 milyon yoksul çocuğa mı, sadece İstanbul’daki
20 bin sokak çocuğuna mı? Öyleyse yaşasın cumhuriyet, yaşasın yoksulluk,
yaşasın açlık, yaşasın işsizlik, yaşasın ölüm! Bir bebekten katil
yaratan gaspçı sisteminizin, milyonlarca bebekten milyonlarca yeni
aç, yoksul yaratarak hayata saldırmaya devam ettiğini görmediğimizi
mi sanıyorsunuz?! Vatan-millet-Amerika savaşlarına mehter marşıyla
yolladığınız, sonra da dönen tabutları üzerinde timsah gözyaşlarıyla
“iktidarım sağolsun” cilası çektiğiniz cenaze törenleri için ölmeyeceğiz
daha fazla!
Meclis-parti-ordu şeytan üçgeninde
hayatı kışla-dernekli, parti-şirketli, e-muhtıralı darbelerle derbeder
etmenize izin vermeyeceğiz! Hepinizin küresel gaspçıların hizmetkârı
olduğunuz nasıl da belli: E-muhtıranızı Cuma gece yarısı değil de,
borsa açıkken açıklamaya niye cesaret edemediniz?!
Bu toprakların %52’si, küreselinden
yereline gasp şebekesine, onun üretip pompaladığı faşizmin kitle
ruhuna karşı burada! Buradayız ve sabun olmaya da, linç edilmeye
de hazırız! Özgürlükten ve hayattan yana mücadelemizle sağdan soldan
her “sıradan” faşizminizi alt edeceğiz! Sizler parayı götürüp iktidarlarınızı
sağlamlaştırırken ayak işlerinizin tetikçileri, katilleri ve üniformalı
cesetleri olmayacağız! Milliyetçilik-laikçilik-antilaikçilik-ulusalcılık
yalanlarınıza karşı İNSANız! İNSANLIĞIZ! Asla ama asla iki slogan
bir bayrağa tetikçiniz olmaya, kendisinden olmayana saldıran ırkçı-linççi
olmaya, militarist devletçi kitlelerinizle ordunuzun sivil kitleleri
olmaya HAZIR OLmayacağız!
ZALİMLERE İNAT YAŞASIN HAYAT!
|
29 Mart 2007 Perşembe
%52, Koç Holding'le taşak geçti!
Yaşadığımız toprakların gaspçılarından
asalak Koç Holding, bugün saat 15:30'da, Rumeli Hisarüstü'ndeki
Boğaziçi Üniversitesi kampüsünde "Kariyer Günleri" adı altında
düzenlenen köle pazarındaydı. Köle pazarına av olmaya gelmiş olan kariyer
heveslisi öğrenciler sandalyelere yerleşmiş, sahnede en prezantabl haliyle
köle avcılığı yapan Koç Holding zebanisi hanımefendi yalanlarını bir bir
sıralarken, ön sıralardaki bir %52 eylemcisi elinde "kimliği belirsiz
bir nesne"yle ayağa kalktı.
Eylemci: Pardon, bunu siz mi düşürdünüz?
Prezantabl Koç:
O nedir?
Eylemci:
Koç taşağı!
Bu diyalog, eylemcinin elindeki koç taşağının sahnede patlamasından hemen
önce gerçekleşti. Köle avcısı, ne olduğunu anlamaz bir şekilde taşağa
bakarken, ikinci taşak Koç'un zebanisinin suratına çoktan ulaşmıştı. Eylemcinin
"Burası bir köle pazarıdır. Bu toprakların %52’si
bu köle pazarını dağıtıyor." demesinin hemen ardından, köle
pazarı salonuna dağılmış olan %52 eylemcisi 20 genç, salonu kaplayacak
olan sis bombalarını ateşlediler. %52 imzalı "Bu prezantabl sirk gösterisinin
arkasında Koç Holding'in hayatımızı gaspının kanlı kariyeri var. Koç'a
Karşı Koyunlar İsyana" pankartı salonda yerini almıştı. En başta Kraliçe
Ayşe’nin güveleri ve peşi sıra da müstakbel köleler, efendilerini hiçbir
şekilde savunma gereği duymadan kaçışırken, salondan Zalimlere Karşı
Hayalgücü Eyleme sloganı yükseliyordu. Guy Fawkes maskeli eylemciler,
müstakbel köleleri "Köleler, panik yapmayın, sırayla çıkın, birbirinizi
ezmeyin" diye uyardılar. Köle pazarında artık köleler ve efendiler
değil, özgürlük sloganları ve yoğun bir sis vardı. "Zalimlere İnat
Yaşasın Hayat" sloganı atılırken, Koç'un pazarlamacısı herhalde kariyerinin
en "taşaklı" günlerinden birini geçiriyordu.
%52'nin gaspçılara karşı hayalgücü eylemiyle, salon boşaldı, sahnedeki
asalaklar kaçıştı, köle pazarı dağıtıldı. Toplantı
iptal oldu. Eylemciler, salondan çıkarken, alt katta açılmış
olan gaspçı şirket tezgâhlarından birini de dağıttılar.
%52, buralarda rahat rahat avlanacağını sanan köle tacirlerine, gaspçılara
karşı eylemlerini artırarak ve renklendirerek sürdürecek. Kurbanlık pazarında
alınıp satılmaya razı olmayanları, hayata saldıran bütün gaspçılara hayattan
yana hoş gelmedin demeye niyetli olanları, Zalimlere İnat Yaşasın Hayat
diyenleri önümüzdeki hayalgücü eylemleri için hemen şimdi adım atmaya
çağırıyoruz. Zalimlerin gücüne karşı hayalgücü
eyleme!
Koç'a öfke duymak için onlarca
nedenden birkaçı

11 Mart 2007 Pazar
Martın kıştan kalma soğuğunda iç
ısıtan bir %52 aktivitesi
%52 olarak, bildirilerimiz, standlarımız
ve V For Vendetta (Guy Fawkes) maskelerimizle 9 Mart Cuma ve 10 Mart Cumartesi
günleri Beyoğlu Galatasaray Meydanı ve Kadıköy İskele Meydanı’ndaydık.
Öfkemizin binlerce sebebinden birkaçını anlattığımız ve %52’nin özgürlük
çağrısını yaptığımız bildirilerimizi dağıttık, %52’yi önceden işitmiş
olan ve bildiriyle öğrenen genç arkadaşlarımızla standlarımızda yaptığımız
sıcak sohbetler soğuk havayı unutturdu. Bazen “Aaa, %52”lerle, bazen “%52
ne ya”larla karşılaştık. Bu arada, mekânlarımıza dönüş yolunu da ihmal
etmedik, oralarda da bildirilerimizi dağıtmayı sürdürdük.
%52 Öfkenin bildirilerini dağıtmaya
önümüzdeki haftalarda da devam edeceğiz. Bildiri ve standı duyup ya da
orada görüp gelen ve bildiri dağıtımına, stand işlerine katkıda bulunan
dostlarımıza teşekkür ediyoruz. Maillerimizi geç görüp “daha önce görseydim
mutlaka gelirdim” diyen dostlarımız, bu desteğinizin de bizim için gayet
anlamlı olduğunu bilmenizi isteriz. Merak etmeyin, bildirilerimizle yine
dışarıda olacağız. Bu hafta gelen gelmeyen, duyan duymayan tüm %52’cileri,
%52’nin özgürlük çağrısının bildirileri için irtibatı sürdürmeye, önümüzdeki
haftalarda da dayanışmaya çağırıyoruz.
|
Videoları
izlemek için resimlere tıklayın
|
 |
 |
 |
|
Video -1
|
Video -2
|
Video -3
|
|
Fotoğrafları
büyütmek için üstüne tıklayın
|
 |
 |
 |
|
Kadıköy
|
Kadıköy
|
Kadıköy
|
BİLDİRİMİZ:
|
800
milyon insanın aç, 2,5 milyar insanın yoksul olduğu dünyada 358
küresel milyarderin serveti dünya nüfusunun yarısının yıllık gelirine
eşit. Saatte bin kişi açlıktan ölüyor. Temel sağlık ve beslenme
masrafları için yılda sadece 13 milyar doların gerekli olduğu gezegenimizde
her yıl 5 yaşından küçük 2 milyon çocuk önlenebilir hastalıklardan
ölüyor.
1
milyar çocuğun yoksul, 8 milyon 400 bin çocuğun köle olduğu dünyada
300 bin çocuk asker olarak savaşıyor. Küresel silah endüstrisi yılda
1 trilyon dolar kazanırken, dünyanın en büyük silah üretici ve satıcıları,
BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olan devletler. Zengin
bir devlet askerî harcamalarını 10 haftalığına kesse dünyadaki açlık
sona erdirilebilir. Dünyada silahlı çatışmalar sonucunda 2 milyondan
fazla çocuk öldü, yaklaşık 20 milyonu evlerini terk etmeye zorlandı.
Futbol
endüstrisini de kapsayan spor endüstrisi, en büyük 20 küresel endüstriden
biri. Nike, Adidas gibi küresel spor endüstrisi şirketleri, küçük
ellerini malzemelerinin üretimi için kullandığı Uzakdoğulu çocukları
günde 1 doların altında ücretle tam bir köle gibi çalıştırıyor.
Her
yıl 2 milyon çocuk küresel tecavüz endüstrisi tarafından köleleştiriliyor.
57 milyar dolarlık pornografi endüstrisinin 20 milyar dolarlık kısmı
çocuklara tecavüz endüstrisine dayanıyor.
Yaşadığımız
topraklarda 1 milyon kişi aç, 20 milyon kişi yoksul. Yoksulların
yüzde 41’i 15 yaş altında. Eğer kendi başına bir ülke olsaydı gelir
dağılımının en adaletsiz olduğu 6. ülke olacak olan İstanbul’da
1 milyon yoksul, 20 bin sokak çocuğu var; yaşadığımız topraklar
genelinde sokaklarda yaşayan çocuk sayısının birkaç yıl içinde 500
bin olacağı sanılıyor. Yaklaşık 10 bin çocuk ve gencin kapatıldığı
devlet yurtlarında son 5 yıl içinde çocuklara karşı cinsel taciz
ve istismar nedeniyle 478 dava açıldı.
|
Küreselinden
yereline gaspçı katil iktidarların hayata, insanlığa ve bu topraklardaki
nüfusun %52’sini oluşturan 26 yaş altındaki 37,5 milyona yaptığı
saldırıyı görmek için rakamlara, istatistiklere bakmaya gerek yok.
Yaşananlara bakıldığında her şey görülüyor. İktidarlar %52’yi, bizi
ölümlerle, intiharlarla, uyuşturucuyla, tüketerek tükeniş kültürüyle
susturmaya, bastırmaya, disipline etmeye, yetmezse öldürmeye çalışırken,
tüm bu yaşananların bir “kader” olduğu ve tüm yalnızlığında yalnızca
senin başına geldiğine inanmanı istiyor. Çünkü iktidarlar, hiçbir
hayat ve gelecek veremedikleri %52’den, %52’nin büyüyen öfkesinden
korkuyor. Çünkü biliyorlar ki, korktukları kadar fazlayız!
Tüm yalnızlıklar aslında birbirine bir adım kadar yakın ve hayattan
yana, özgürlükten yana sadece bir adım attığımızda hayatlarımızı
gasp etmeye çalışan iktidarların bu aşağılık saldırılarını engelleyebiliriz.
Engelleyeceğiz de!
“Gençlik gelecektir”
martavallarında bizi bugün insandan saymayan; “eti de, kemiği de,
iliği de benim” diyerek bizi 17’mizde öldürüp 70’imizde gömmeye
çalışan; işine gelince, vatan-millet-Amerika savaşlarında ölecek
ve öldürecek katil, küresel gasp şirketlerine “enn genç, enn dinamik
pazar” diye peşkeş çekilecek tüketici, sağlı sollu ama hepsi ikiyüzlü
siyaset tiyatrolarında üzerinde tepişilerek “oy”ulacak “4,5
milyon genç seçmen”, Polat Alemdar liselerinde birbirlerine kırdırılıp
iktidarlarının derinliklerindeki kanlı senaryoları için tetikçi-linççi
kontenjanından istihdam edilecek Polatçıklar, kısa mesajlara sığacak
kadar küçük hayatların uyuşturuculu-intiharlı yaşayan ölüleri olarak
kullanıp atan iktidarlar, bu toprakların %52’sinin hayatlarına ölüm
dayatamayacak daha fazla! Çünkü görüyoruz: Bütün krallar çıplak!
Zalimler! Katiller! “Gençlik gelecek” diyorsunuz ya, herhalde bizi
bekliyordunuz: İşte buradayız! Kaçmayın, geliyoruz!
%52, hayatlarımızı gasp etmeye çalışan iktidarlara karşı hayallerin
buluşmasıdır. Özgürlük tutkusuna ve hayalgücüne güvenerek çıkılan
özgürlük yolculuğudur. Zalimlerin gücüne karşı eyleme geçen hayalgücüdür.
Hayatımıza yapılan saldırılara duyulan öfkenin dayanışmasıdır.
Eğer kendi hayatına baktığında, etrafındaki insanların hikayelerine
baktığında, hiç görmediğin ama televizyonlardan, gazetelerden ölüm
haberlerini işittiğin kardeşlerini düşündüğünde, “yeter ulan” haykırışı
ağzından fırlamak için boğazına hücum ediyorsa, %52 SENSİN! Ölüyoruz,
öldürülüyoruz, birbirimize kırdırılıyoruz. Farkına varmak için sadece
başımızı kaldırıp bir adım atmamız yeter. Çünkü bütün büyük yolculuklar
bir adımla başlar. Haydi! Zalimlere, katillere, gaspçılara, asalaklara
karşı, %52’nin hayat dolu öfkesiyle bir adım, bir adım daha! Korktuklarını
başlarına getireceğiz!
|
Bu
topraklarda ekonominin yarısına yakını uyuşturucuyla finanse ediliyor.
Küresel orduların Afganistan’a girdiği 2001 senesinden bu yana,
Afganistan’da afyon üretimi 20 kat arttı;
bu arada yaşadığımız topraklarda da 2001-2004 arasında 15 yaş üstü
gençlerde eroin kullanımı 2 kat, ecstasy kullanımı yaklaşık 4 kat
arttı. Yaşadığımız topraklarda 200 bin ağır uyuşturucu bağımlısı
var ve uyuşturucuya başlama yaşı 13’e düştü.
Yaşadığımız
topraklarda, 2003’te, 2705 intiharın 922’si (%34’ü) 15-24 yaş grubuna
ait. (15-24 yaş arası ölümlerin nedeni olarak intihar, ABD’de 3.,
dünyada 5. sırada.)
4
milyonluk 15-17 yaş arası nüfusun 3 milyonu liselere, bunların çoğu
da (2,1 milyon) düz liselere kayıtlı. Ve düz lise mezunlarının üniversiteye
girme oranı sadece %12. 3 bin 323 dershane var; 2004 itibariyle
650 bin genç dershanelere gidiyordu. 17 ilde yapılan bir ankete
göre gençler arasında ÖSS korkusu Allah korkusundan önce geliyor,
dershane patronları bu korkuyu ranta çeviriyor: 1989-2004 arasında
üniversite sınavı hazırlığı için 34,5 milyar dolar harcama yapıldı,
çoğu dershane sahiplerinin cebine giden bu para ile 69 yeni üniversite
kurulabilirdi!
Ama
üniversite ve mezuniyet de, kıymetsiz tahvil misali diplomaları
alıp işsiz kalmaktan başka bir işe yaramıyor: Her yıl mezun olan
4 bin 500 tıpçının 3 bini işsiz kalıyor; semt pazarcılarının %30’u
üniversite mezunu.
Liseye
kayıtlı gençlerin %34,7’si kendini yalnız hissediyor, %36,8’i hayatı
anlamsız buluyor. Üniversiteye kayıtlı gençlerin %79,4’ü insanlara
güvenmediğini ifade ederken, en önemli endişe kaynakları yalnızlık
(%57,8) ve mutsuzluk (%55,8).
|
14 Şubat 2007 Çarşamba
Tayyip Ol Mert! Bu Neyin Pazarlığı!
Zalimlere İnat Yaşasın Hayat!
Filistin’de
insanlara duvarlar arasında ölüm dayatan ırkçı İsrail iktidarlarının katil
başbakanı Ehud Olmert, yaşadığımız coğrafyadaki yeni katliam planları
doğrultusunda Tayyip’le pazarlığa geldiği gün, yaşadığımız topraklarda
ve coğrafyamızda pazarlığı yapılan yeni mezarlıklara karşı insanlar da
sessiz kalmadılar. Bugün yaklaşık 200 kişi Taksim Gezi’den Taksim Meydanı’na
“Ankara’da pazarlık, Filistin’de mezarlık! Zalimlere karşı omuz omuza”
sloganları atarak yürüdü. “Yaşasın Küresel İntifada” ve “Zalimlere İnat
Yaşasın Hayat” sloganları da atıldı. Gençlerin taşıdığı, üstünde Arapça
“Hayalgücü Eyleme” ve Türkçe “Tayyip Ol Mert! Bu Neyin Pazarlığı!” yazılı
pankart dikkat çekiciydi. Gençler, kadınlar, erkekler, insanlar, Ankara’da
Filistinli çocukların katilleriyle pazarlığa oturan Türkiye iktidarlarına
karşı Filistin’de elde sapanla tankların karşısına dikilen çocuklarla
aynı öfkeyi taşıyordu. Katiller, unutmayın, Filistin’de kazmaya çalıştığınız
yeni mezarlıklara karşı insanlıktan, hayattan yana mücadele edenler, Gazze’de
de, Beyrut’ta da, İstanbul’da da öfkeyle sokaktalar.
23 Ocak 2007 Salı

Bugün hepimiz Hrant Dink, hepimiz
Ermeniydik… Ya yarın?
Bugün, iktidarların katlettiği Hrant Dink’in cenazesi için düzenlenen
yürüyüş yaklaşık 100 bin insanın katılımıyla gerçekleşti. Rakel Dink'in
sözleriyle "bir bebekten bir katil yaratan karanlık"ın sahipleri, protokole
yerleşip en apoletli, takım elbiseli, cüppeli, AB’li halleriyle, işledikleri
cinayet üzerinden politik ayarlar verme görüşmeleri yapmak için kiliseye
doluşurken, binlerce öfkeli ses Şişli’de Agos gazetesinin önünden Yenikapı’ya
kadar “Hepimiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeniyiz” sloganıyla yürüdü. %52’den
gençler de yürüyüşteydi. Elbette yürüyüşte Hrant kardeşimizin ardından
yaşanan hüzün kadar, insanların katillere olan öfkesi de vardı. Katil
iktidarların bu cinayeti sadece Hrant’ı öldürmek için değil, bu topraklar
ve yakın coğrafyamızda gasplarını derinleştirmek için işlediklerini biliyoruz.
Ve şimdi “kınıyoruz” timsah gözyaşlarının ardından tüm araçlarıyla bu
cinayeti unutturmaya çalışacak ve gaspçı saldırılarını hızlandıracaklar.
Ama bilmeliler ki, bunların hiçbirine izin vermeyeceğiz.
Yürüyüşte dağıtılan %52 bildirisi:
Hrant Dink: 1915’te öldürüldü, 2007’de gömüldü
ZALİMLERİN ZULMÜNE KARŞI
|
İttihatçı soykırımcıların uzantısı,
küresel iktidarların ayak işçisi kontrgerilla, Hrant Dink kardeşimizi
katletti. O tetiğe yaşadığımız topraklarda ve yakın coğrafyamızda
yürütülen iktidar senaryolarını hızlandırmak için basıldı. Kendisi
gibi düşünmeyeni susturan, “kendisinden” olmayanı yok eden faşist-ırkçı-kafatasçı
katiller, hayata saldırıp tahtlarınızda rahat rahat oturabileceğinizi
sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Medyasıyla, adalet tiyatrosuyla, 301’li
yasalarıyla, yıllardır Hrant Dink hakkında linç kampanyaları yürüten,
ona yönelik ırkçı saldırıları provoke eden/öven, onu dışlayan, yargılayan
iktidarlar, şimdi “kınıyoruz” timsah gözyaşlarıyla kendinizi aklayamayacaksınız.
Gerçek katiller, en devletli-politik halinizle bugün cenaze protokolündesiniz,
kimseyi kandıramazsınız o yalan suratlarınızla! Genç Polat Alemdar
devşirmelerini, Danıştay benzeri “vur-yakalan” suikastlarında öne
atıp bu işten kurtulamayacaksınız. Yavru kurt tetikçiniz de sizin
gibi 17’sinde katil 40’ında vekil olursa hiç şaşırmayız!
Bu toprakların %52’si, elinizdeki
kanı görüyor, katil iktidarlar! 92 yıldır ellerinizi kaplayan Ermeni
kardeşlerimizin kanı ile cinayet şebekesi devletinizin derinliklerine
saklanamayacaksınız, Veli Küçük’lü-büyüklü çetelerinizle bu topraklar
insanının hayatlarına daha fazla saldırmanıza izin vermeyeceğiz.
Hrant’ın da dediği gibi “Devletler
vicdansızdır”; vicdansız katillere karşı insanlığın ve vicdanın
adımları daha da güçlü atılacak! Biliyoruz ki, birimiz bile özgür
değilse, hiçbirimiz özgür değiliz. Bu topraklarda doğmuş, ekmeği
paylaşmış, yaşamış, âşık olmuş, dertlenmiş, top oynamış hiçbirimizi
susturamayacak, sindiremeyecek, pes ettiremeyeceksiniz. Biz buradayız,
katiller! Bu hayat bizim, hayatımızı gasp etmenize izin vermeyeceğiz!
Siz defolun! Kontrgerillanızı, medyanızı, cüppelerinizi, çetelerinizi,
apoletlerinizi, yalanlarınızı alın, bu topraklardan da, bu coğrafyadan
da, bu dünyadan da defolun!
%52, zalimlere, soykırımcılara,
katillere, iktidarlara karşı tüm öfkesiyle burada! Ve hep burada
olacağız, özgürlük için, hayat için mücadele edeceğiz!
|
 |
HEPİMİZ HRANT DİNK,
HEPİMİZ ERMENİYİZ!
22 Ocak 2007 Pazartesi
Hrant Dink’in de yürüdüğü koridorlarda
katil iktidarlara öfke
Bugün saat 12.30’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ndeki Hergele
Meydanı, katil iktidarların Cuma günü Hrant Dink’i, bir Ermeni kardeşimizi
daha katletmesine olan öfkenin sisiyle kaplandı. Bütün meydanı kaplayan
sis, gözün gözü görmesini engellerken, gökyüzünden soykırımcı uzantısı,
küresel iktidarların ayak işçisi kontrgerillanın işlediği cinayete olan
öfkenin bildirileri yağdı. Sis dağılmak üzereyken merakla bekleyen insanlar
ve yangın olduğu sanısıyla çağrılan itfaiye ekipleri, meydana bakan üst
kata asılmış “Zalimlerin Zulmüne Karşı Hepimiz Hrant Dink, Hepimiz Ermeniyiz
- %52” pankartıyla karşılaştı. Okulun özel “güve”nlikleri pankartı kaldırmak
için müdahale etmeye kalkıştığında, meydanda toplanmış olan gençler, güveleri
yuhalayıp “Hepimiz Hrant Dink, Hepimiz Ermeniyiz” sloganını attılar.
Katiller, genç Polat Alemdar devşirmelerini
“vur-yakalan” suikastlarında öne atıp bu işten kurtulabileceğinizi sanıyorsanız,
yanılıyorsunuz. Bu toprakların %52’si, katil iktidarların ellerindeki
kanı görüyor! Bugün, katlettiğiniz Hrant’ın da okuduğu okuldan, bir zamanlar
yürüdüğü koridorlardan haykırıyoruz: bu topraklarda doğmuş, ekmeği paylaşmış,
yaşamış, âşık olmuş, dertlenmiş, oynamış hiçbirimizi susturamayacak, sindiremeyecek,
pes ettiremeyeceksiniz. %52, zalimlere, soykırımcılara, katillere, iktidarlara
karşı tüm öfkesiyle burada! Hep burada olacağız, özgürlük ve hayat için
mücadele edeceğiz!
ZALİMLERİN ZULMÜNE KARŞI HEPİMİZ HRANT
DİNK, HEPİMİZ ERMENİYİZ!
Gökyüzünden yağan öfkenin bildirisi:
|
ZALİMLERİN ZULMÜNE KARŞI
Bu okulun cüppeli generallerinin de soyu olan İttihatçı soykırımcıların
uzantısı, küresel iktidarların ayak işçisi kontrgerilla, bir Ermeni
kardeşimizi daha katletti. O tetiğe yaşadığımız topraklarda ve yakın
coğrafyamızda yürütülen kanlı iktidar senaryolarını hızlandırmak
için basıldı. Kendisi gibi düşünmeyeni bastıran, susturan, “kendisinden”
olmayanı yok eden faşist-ırkçı-kafatasçı katiller, hayata saldırıp
tahtlarınızda rahat rahat oturabileceğinizi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.
Medyasıyla, adalet tiyatrosuyla, 301’li yasalarıyla, yıllardır sırf
Ermeni olduğu için Hrant Dink hakkında linç kampanyaları yürüten,
ona yönelik ırkçı saldırıları provoke eden/öven, onu dışlayan, yargılayan
iktidarlar, şimdi ağzınıza doladığınız “kınıyoruz” timsah gözyaşlarıyla
kendinizi aklayamayacaksınız. Genç Polat Alemdar devşirmelerini
“vur-yakalan” suikastlarında öne atıp bu işten kurtulamazsınız.
Bu toprakların %52’si, elinizdeki kanı görüyor, katil iktidarlar!
92 yıldır ellerinizi kaplayan Ermeni kardeşlerimizin kanı ile cinayet
şebekesi devletinizin derinliklerine saklanamayacaksınız, Veli Küçük’lü-büyüklü
çetelerinizle bu topraklar insanının hayatlarına daha fazla saldırmanıza
izin vermeyeceğiz.
Buradan, katlettiğiniz Hrant’ın da bir zamanlar yürüdüğü bu koridorlardan
haykırıyoruz: bu topraklarda doğmuş, ekmeği paylaşmış, yaşamış,
âşık olmuş, dertlenmiş, oynamış hiçbirimizi susturamayacak, sindiremeyecek,
pes ettiremeyeceksiniz. Biz buradayız, katiller! Bu hayat bizim,
hayatımızı çalmanıza izin vermeyeceğiz! Siz defolun! Kontrgerillanızı,
medyanızı, cüppelerinizi, apoletlerinizi, yalanlarınızı alın, bu
topraklardan da, bu coğrafyadan da, bu dünyadan da defolun!
%52, zalimlere, soykırımcılara, katillere, iktidarlara karşı tüm
öfkesiyle burada! Hep burada olacağız, özgürlük ve hayat için mücadele
edeceğiz!
HEPİMİZ
HRANT DİNK,
HEPİMİZ ERMENİYİZ!
|
 |
22 Aralık 2006 Cuma
Bırakın Ulusal Polat Alemdar kırmalarının
ardına saklanmayı, kendiniz gelin, üniversite kralları!
Yaşadığımız topraklardaki pek çok üniversitede
sivil faşist saldırılar artıyor. Bunun bir yansıması da Çarşamba günü
İstanbul Üniversitesi'nde gerçekleşti. BMGD, İÜ'deki saldırının ertesi
günü bu saldırıların niye arttığına dair üniversitenin krallarını çıplak
bırakan bildirisini Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde dağıttı. Üniversitenin
krallıkları, yine genç olan Ulusal Polat Alemdar kırmalarını gençlerin
üzerine saldırtıp sonra da "sağ-sol çatışması" yalanıyla gençlere saldırmayı
artık bıraksınlar da, kendileri kalkıp gelsinler... Yakışıyor mu hiç koca
koca "adam"lara?!

19 Aralık 2006 Salı
Robertson&Cumali bugün “kapandı”
Tanrı Soros'un Hisarüstü'ndeki elçisi
haşmetli Queen Ayşe I'in, Perşembe günkü bildiri ve afişlerimizi "kaba"
bulduğunu öğrenince, biz de bugün kendisine yakışır afişler astık, bildiriler
dağıttık. "Madem Soros'un 'Açık Toplum'unun arkasına sığınıp gizli işler
çeviriyorsunuz, alın size açıklık" dediğimiz bildirimizden çok hoşlanmadığınızı
öğrenince majestelerinin önünde saygıyla "kapandığımızı" açıklayan bildiriler
dağıttık. Afişler yine gençlerden ve üniversite çalışanlarından ilgi gördü.
Ayrıca bazı profesörlerin ilgisi ve bildiri talepleri de kayda değerdi.
Önceki afişlerimize "açıklığı" bahane ederek laf eden muhafız alayları,
saygıda kusur etmeyen bu afiş ve bildirilerimize laf edemediler, bakakaldılar.
Soros beslemesi Queen Ayşe I'in kendi terbiye sınırları dahilindeki bu
afişlerimiz üzerine de çevirdiği dolaplar hakkında bilgi vermeyeceğinden
eminiz. Ama majesteleri kendisidir, tanrı Soros'un elçisidir, ne isterse
onu yapar!

18 Aralık 2006 Pazartesi
"Irak'ta insanlar ölmüyor!" bildirisi
tepkilerle karşılaştı
Gerçekleri Söylemekten Tırsanlar Kulübü
tırsak faaliyetlerine devam ediyor. Irak’ta yapılan katliamlara, işkencelere,
savaşlara karşı herkesin meydanları doldurduğu bir sırada, “Irak’ta insanlar
ölmüyor” bildirisini dağıtan Gerçekleri Söylemekten Tırsanlar Kulübü tırsaklığını
bir kez daha gösterdi. Özellikle yemekhanede dağıtılan bildiri, “Irak’ta
insanların bomba ve mermi ile beslendiği günlerde siz nasıl Irak’ta insanlar
ölmüyor dersiniz?” diye tepkilerle karşılandı. Bu bizi daha da tırstırdı.

14 Aralık 2006 Perşembe
Robertson&Cumali'den Soros'un rektörü
Ayşe'ye AÇIK olma çağrısı!

|
Normalde
duvara asılan afişleri duvarın taşı, tuğlası, boyası sanan,
etrafında yaşanan her şeye karşı çimlerde kendini kamufle eden Boğaziçililerin
Ayşe'ye ve açık toplum projesine ilgisi gittikçe arttı.
|

|
|

|

|

|
Küresel saldırganların yaşadığımız
coğrafyaya düzenleyecekleri saldırılar için üs belledikleri İstanbul’u
yeniden inşa etme çabalarında Boğaziçi Üniversitesi’nin de içinde bulunduğu
bölge de bu inşa saldırısına dahil edilmeye çalışılıyor. Tıpkı Armutlu’da
planladıkları gibi, Rumeli Hisarüstü’nü bir rant alanı olarak küresel
rantçılara açmaya çalışıyorlar. Amaçları, bölgeyi insandan arındırıp
küresel açgözlü gaspçı katillerin boğaza nazır katliam üssü haline getirmek.
Mahalleleri kaldırmayı, insanları sürmeyi, Boğaziçi Üniversitesi’ni
taşımayı ve “temizlenmiş” araziyi rant için peşkeş çekmeyi planlıyorlar.
Robertson&Cumali, küresel gaspçı
Soros’un kollarının uzanıp rektör Ayşe aracılığıyla sardığı Boğaziçi
Üniversitesi’nde, bugün bu saldırıya karşı kampanyasının ilk adımını
afişler ve bildirilerle attı. Aynı zamanda kampüste %52 ÖFKE dergisinin
masası açıldı. Afişlerin, bildirilerin okunma oranının pek az olduğu
Boğaziçi’nde, Robertson&Cumali’nin afiş ve bildirilerinin gençler ve
üniversite çalışanları tarafından ilgiyle karşılandığını, dikkatle okunduğunu
gözlemledik.
Soros beslemesi Ayşe’nin pek bir
liberal “güve”leri, çok beğenmiş olacaklar ki afişlerin fotoğraflarını
çekip telefon trafiğini hızlandırdılar. Biz de “e madem beğendiniz,
bildiri alın” dedik. Liberal ortamıyla meşhur Boğaziçi’nin güveleri
“Tabii, her özgürlüğün bir sınırı vardır” şeklinde felsefi perspektiflerini
açıkladılar. Özgür ortam pazarlamalı üniversitenin gerçek yüzünün atılan
adımlarla daha da ortaya çıkacağının farkındayız.
Ancak gençlerin büyük bir çoğunluğu
afiş ve bildirilerdeki “Açık”lık esprisini anladılar. Afişleri ilgiyle
okuyan üniversite çalışanları, burada çalıştıkları seneler boyunca bu
projeyi bildiklerini, üniversitenin taşınıp oranın turizm merkezine
çevrilmesi planına karşı olduklarını söylediler.
Eski Robert Kolej’in kampüsüne kurulu
Boğaziçi Üniversitesi’nin ürettiği bir yandan Batılı-batı heveslisi,
diğer yandan Doğulu çift kişilikli şizofreniden esinlenerek ismini koyan
Robertson&Cumali olarak önümüzdeki haftalarda kampanya eylemlerimizi
sürdüreceğiz. Gizli kapaklı “açık toplum” numaralarına karşı kampanya
eylemlerde aktif olarak yer almak isteyenler bizimle irtibata geçebilirler.
Bizim Soros’a ve onun Ayşe’sine karşı tavrımızın milliyetçi-ulusalcıların
faşist tavrıyla ilgisi olmadığını, “ulusal kapitalizm mi, küresel kapitalizm
mi” iki ucu boklu değneğiyle işimiz olmadığını da söyleyelim. Biz, hayat,
doğa ve insan düşmanı kapitalizme her zaman, her yerde, her koşulda
karşıyız.
O yüzden de derdimiz Boğaziçi Üniversitesi’nin
taşınıp taşınmaması değil. Bu, umurumuzda da değil. Biz kapitalizmin
hayata saldırısına, İstanbul’un küresel gaspçıların saldırı üssü haline
çevrilmesine, mahallelerin insansızlaştırılıp Soros ve türevi küresel
açgözlülere peşkeş çekilmesine karşıyız. İnsan olanın da karşı olacağına
inanıyoruz. Rant için yaşadığımız yerleri peşkeş çeken bu yardakçılara
karşı herkesi mücadele etmeye çağırıyoruz.
|

Not: Yukarıdaki açık ve çıplak
vatandaşlar
Spencer Tunick'in eserlerinden
Boğaziçi Üniversitesi'ne uyarlanmıştır.
|

|
7-8 Aralık 2006 Perşembe,
Cuma
Beyazıt Meydanı'nı Güzelleştirme
Derneği'nden
üniversitelilere okuma-yazma kursu!
Cüppeli generallerin duvarlara afiş
yaptırmayı yasakladığı İÜ Beyazıt Memoliler Kışlası'nda, Beyazıt Meydanı'nı
Güzelleştirme Derneği, baskılara karşı yeni bir kampanya başlattı. Üniversiteliler
için okuma-yazma kursu açan BMGD, İÜ Edebiyat Fakültesi'ndeki duvarlarda
ve yemekhane duvarlarında kursun duyurularını yaptı, hatta ilk dersler
başladı. Kursa katılmak isteyenler, irtibata geçebilirler.

Edebiyat yemekhanesindeki bu fişimizde ne yazıyor?
AYŞE KAMERAYA GÜLÜMSE
|

Ali kimleri sevmiyor? ME-MO-Lİ-LE-Rİ
|

Edebiyat koridorunda şimdi hep beraber heceliyoruz:
A-Lİ KİM-Lİ-Ğİ-Nİ GÖS-TER-ME
|

Edebiyat Fakültesi: Dekanlık
|

Edebiyat Fakültesi: Matematik Bölümü
|

Edebiyat Fakültesi: Alt Koridor
|
1 Aralık 2006
Cuma
İÜ Beyazıt Memoliler Kışlası’nda hayalgücü
eylemleri yeni grupların katılımıyla sürüyor
Cemiyet-i
Hergele’den
rektörlük sarayındaki engizisyonculara…
Cemiyet-i Hergele,
bugün İÜ Edebiyat Fakültesi’nde ilk bildirisini dağıtarak faaliyetlerine
başladı. Edebiyat Fakültesi’ndeki Hergele Meydanı’ndan, çıt çıkarana soruşturma
açan rektörlük sarayında konuşlanmış diktatörlüğe, engizisyonculara, dekanlıktaki
kardinallere “fikirlerini, eylemlerini beğenmediğiniz herkesi soruşturuyorsunuz,
haydi bizi de soruşturun, ceza verin” diye meydan okuyan “hergele”nin
üye olduğu başı bozuklar cemiyetinin bildirisi, yemekhanede gençlerin
ilgisine mazhar oldu. Tacizci özel güveler mayıştıkları deliklerinden
bir panikle çıkıp ortalıkta bön bön dolaşırken, engizisyonculara saray
gençlere hapishane okuldaki gençlerin yüzünde bildiriden kaynaklı bir
gülümseme oluştu. Henüz diktatör rektörün ve kardinal dekanın tepkisini
öğrenebilmiş değiliz, ama çıplak olduklarını söyleyen gençlerin varlığından
da çok memnun olmadıklarını tahmin edebiliyoruz (her kralın tepkisi böyledir!).
Cemiyet-i Hergele, Beyazıt Meydanı’nı Güzelleştirme Derneği ve SBF Gerçekleri
Söylemekten Tırsanlar Kulübü’nden sonra İÜ Beyazıt Memoliler Kışlası’ndaki
tahakküm havasına özgürlükten doğru meydan okuyan üçüncü topluluk oldu.
Sıra, kontrgerillanın diktatörlerine boyun eğmemenin, insanlıktan, hayattan
yana tavır almanın imkanlarını artıracak yeni topululuklar oluşturmakta.
Hayalgücü, diktatör rektörün küt kafasında patlayacak!

Cemiyet-i
Hergele’nin bildirisinin sonundaki slogan gerçekten de ne yazık
ki Ortaçağ’da değil, 2006 yılında İstanbul Üniversitesi’nde atılıyor.
Engizisyoncuların utanması gereken bu duruma yönelik bildirinin eski bir
gazete formatında hazırlanması da hoş olmuş…
24 Kasım 2006 Cuma
Cüppeli
generallere karşı, Memolilere karşı, özel güvelere karşı
İstanbul Üniversitesi'ndeki kampanya eylemlerimiz artarak sürüyor
İstanbul
Üniversitesi güvelere karşı naftalinlendi
Bugün özel "güve"nlik
için kötü bir gün. Beyazıt Meydanı’nı Güzelleştirme Derneği ve Siyasal
Bilgiler Fakültesi Gerçekleri Söylemekten Tırsanlar Kulübü’nün beraber
organize ettiği güvelere karşı naftalin eylemi, Edebiyat Fakültesi ve
Siyasal’da gündemi belirledi. Sabah Siyasal’a gelenler okulda “doğalgaz
sızıntısı” olduğu söylenerek bir süre okula alınmadı; idare İGDAŞ'ı çağırdı.
Naftalinleme eyleminin iki ayaklı güve zararlılarına karşı yapıldığının
anlaşılması pek uzun sürmedi. Kilolarca naftalinin akşamdan Siyasal’a,
sabah da Edebiyat’a serpilmesinden dolayı çaresiz kalan güvelerin solunum
ve sinir sistemlerinin iyice bozulduğu görüldü. Yapılan eylemlere, asılan
afişlere, dağıtılan bildirilere karşı anında reaksiyon gösteren, saldıran
güvelerin, ortalığa yayılan keskin naftalin kokusu karşısındaki çaresizlikleri
ve düştükleri gülünç durum karizmalarını iyice çizdi. Gerçek güveler bile
naftalinden onlar kadar etkilenmedi. SBF hocalarından Rauf Versan "eylem
dediğin böyle olur" diyerek tebriklerini iletti. İnsanlıktan arındırma
saldırılarına karşı hayalgücü eylemleri önümüzdeki günlerde de sürecek.
Tırsanlar Kulübü de eşzamanlı olarak ilk bildirisini bugün dağıttı. Siyasal
Bilgiler Fakültesi’nin duvarındaki büyük rölyefin altında yazan, Atatürk’ün
“Gerçekleri söylemekten korkmayınız” sözüne ironi yaparak perspektiflerini
oluşturan kulübün tırsaklığı şimdiden nam saldı.
Takdir edersiniz ki naftalin kokusunun fotoğrafını
çekmemiz mümkün değildi. Ama okulun naftalinlendiğine dair uyarı yazılarını
birçok yerde görmek mümkün.

SBF Gerçekleri Söylemekten Tırsanlar Kulübü’nün
bugün (24 Kasım) dağıttığı ilk bildirisi.
Tırsak faaliyetler devam edecek
20 Kasım 2006 Pazartesi
Hiçbir renge tahammülleri yok,
hemen sinirleniyorlar!
Beyazıt Meydanı’nı Güzelleştirme Derneği’nin
bugünkü faaliyetleri, özel güveleri ve Memolileri çılgına çevirdi. Siyasal
Bilgiler, Hukuk ve Fen Edebiyat Fakültelerinin tuvaletlerine yapılan güzelleştirme
çalışmaları, sınavlar dolayısıyla her anlamda sıkışmış gençlerin yüzünü
bir nebze olsun güldürdü. 89-90 döneminde polisin okulu işgali karşısında
polisi dumura uğratan eylem, yıllar sonra bu kez Memolileri ve özel güveleri
aynı akıbete uğrattı. Memoliler ve özel güveler, tuvaletlere topluca baskın
düzenlediler, insanları işerken bile rahatsız ettiler. Tuvaletleri insandan
arındırıp kendilerine ayrılmış bölümleri temizliğe giriştiler. Halbuki
onlara yapılan bu ince jeste böyle karşılık vermemeliydiler. Derneğimiz,
elindeki imkanlarla ancak bu kadarını yapabiliyor. Ama bir dahaki sefere
daha çok özen göstermeye çalışacağız.
Bu hafta içi kampanyanın üçüncü aktivitesi
daha ilgi çekici olacak. Bu aktivite özellikle özel güveleri hedef alacak.
Aktiviteye katılmak isteyenler iletişime geçebilir. Yeniden hortlayan
12 Eylül baskılarına ve uygulamalarına karşı, insan olan, vicdanı olan
herkesi bir şeyler yapmaya davet ediyoruz.
Beyazıt
Meydanı’nı Güzelleştirme Derneği
Edebiyat
Fakültesi
|

Siyasal Bilgiler Fakültesi
|

Hukuk Fakültesi
|

Fen Fakültesi
|
Haber-Duyuru:
|
Siyasal Bilgiler Fakültesi
Gerçekleri Söylemekten
Tırsanlar Kulübü yakında tırsak
faaliyetlerine başlayacaktır.
İlgilenen tırsaklara duyurulur.
Neden böyle tırsak bir kulüp
kuruluyor diye merak edenler
sabırsızlıkla beklesin. Siyasal
Bilgiler Fakültesi'ni bilenler ise
ironiyi çok iyi anlayacaklardır!
|
 |
16 Kasım 2006 Perşembe
BEYAZIT MEYDANI’NI GÜZELLEŞTİRME
DERNEĞİ’NDEN AÇIKLAMA
Beyazıt Meydanı’nı Güzelleştirme Derneği,
İstanbul Üniversitesi Merkez bina ve Fen Edebiyat Fakültesi’nde ilk kampanya-eylemlerine
başladı. Aynı anda bütün fakültelerde afişler asıldı, bildiriler dağıtıldı,
kuşlamalar yapıldı.
Üniversitede geçen seneden beri artarak
süren baskılar 80’li yıllardaki seviyeye ulaştı. Birçok kişinin soruşturmalara
uğraması, okuldan atılması, uzaklaştırılması, artık sıradan bir rutine
dönüştü. Memolilerin (polis) ve güvelerin (özel güvenlik) gemi azıya almış
tacizleri ve saldırıları, gençlik hareketlerine karşı zafer sarhoşluğu
içinde olduklarının göstergesi. Okul dışında "Avrupa Birliği kriterlerine
uygun bir kamuflaj içine giren" iktidarlar, kampüslerin içinde ise cüppeli
generallerin 12 Eylül faşizmini aratmayan uygulamalarını milyonların gözlerinden
ırak bir şekilde sürdürüyorlar. “Güvenliği sağladık, her şey kontrolümüz
altında”nın son rötuşlarını yapanlar, yanıldıklarını yakında anlayacaklar.
Bu topraklarda patlama noktasına gelen milyonlarca gencin isyanından korkuyorlar.
Baskılar sadece üniversiteliler için değil; asıl kaygıları, gençliğin
isyanında sembol önemde olan Beyazıt Meydanı’na bütün olası çıkışları
engellemek. MGK’nın kırmızı kitaplı gündemlerinde ele alınan gençlik meselesi,
küresel ve bölgesel iktidarlara oynayanlar için artık bir korkuya dönüştü.
Gençliğe yönelik saldırılar açısından dünyadaki bütün ülkelere açık ara
fark atan Türkiye iktidarları, şu ana kadarki Kürt-Türk, laik-antilaik,
Alevi-Sünni, solcu-sağcı şeklinde birbirine çatıştır, kişiliksizleştir,
disipline et, kontrol et, uyuştur politikalarının sınırlarına geldi. Şimdiye
dek vatan-millet edebiyatıyla, “aman dış düşmanlar, yaman iç düşmanlar”
diye bin bir bahane vaatle oyalanan gençler, hayatlarını kimlerin gasp
ettiğini fark ediyorlar. Yapılacak olan, sadece, dizlerinin üzerinde yürümek
yerine ayağa kalkmak. Taksim bu topraklarda yaşayan milyonların sembol
meydanı ise, Beyazıt Meydanı milyonlarca gencin meydanıdır. Şartlar ilk
bakışta ne kadar olumsuz olursa olsun, Beyazıt Meydanı’nı güzelleştirmenin
zamanı geldi. Bütün krallar çıplak!

|