15 Haziran 2007 Cuma:

“Tabutu çalınan cemaat”, yılmadı, yırttı kefeni:
ÖSS’ye İnat Yaşasın Hayat!

23 Mayıs 2007 Çarşamba:

Cüppeli generallere ve onların güvelerine karşı Hayalgücü ve gençliğin vicdanı eylemde

19 Mayıs 2007 Cumartesi:

"19 Mayıs firarileri" iş başında

30 Nisan 2007 Pazartesi:

Sadece Bodrum Paşası'nı dinleriz, faşist korku filmini bir daha izlemeyeceğiz!

14 Nisan 2007 Cumartesi:

Araf: Artık yeter lan!

29 Mart 2007 Perşembe:

%52, Koç Holding ile taşak geçti!

17 Mart 2007 Cumartesi:

Zoom'cu Mesut'a cevap

15 Mart 2007 Perşembe:

"Lanetlitepe"den Kocaeli sokaklarına Araf



Göztepe-Bostancı %52 hattından gece görüntüleri (17 Kasım)

Son 3 mesaj...

yusuf (16 Nisan 2008)

arkadas lar yasim 30 olamasina ragmen sizin eylemleriniz ze ozel...

UkaLa_CocuK (25 Mart 2008)

Sitenizi Devamlı Takip Ediyorum... Sizi Destekliyorum. ece arkadaşımın dediği gibi...

ece (6 Mart 2008)

merhaba bn izmrden ece dünden beri afişleri coqaltıp daqıtyorum a4 boyutunda...




ofke@yuzde52.org

nedir@yuzde52.org



15 Haziran 2007 Cuma

ÖSS’ye İnat Yaşasın Hayat!

“Tabutu çalınan cemaat”, yılmadı, yırttı kefeni:
Bir cenaze, polis tarafından çalınan bir tabut ve “ÖSS’ye Hayır Lan” sloganlarında şahlanıveren bir atın hikâyesi...

 

Bugün Beyazıt Meydanı'nda "ÖSS'ye İnat Yaşasın Hayat" sloganları ve siyah bayraklar vardı. 1 milyon 600 bin gencin, Pazar günü, okul-aile birliği ve dershane patronları tarafından yarış atına çevrilip "koşturulması"nın sembol yerlerinden İstanbul Üniversitesi Beyazıt kapısı önünde, "Bu kapıdan geçmek için tabuta girmeyeceğiz" dedik bugün.

Ancak bu eylemin ilginç bir hikâyesi var:

%52 olarak, birkaç gündür, 15 Haziran Cuma günü bir cenaze kaldıracağımızı söylüyor ve herkesi Beyazıt Meydanı’na çağırıyorduk. Gerçekten de, dershane kalantorlarına para kazandırıp gençlere işkence eden ÖSS’nin sadece son iki yıl içinde ölüme ve intihara sürüklediği 12 kardeşimizin cenazesini kaldırmaktı niyetimiz. Tabutu Beyazıt Camii’nden kaldırıp üniversite sınavının sembolleşmiş yerlerinden İst. Ünv. Beyazıt kapısının önüne defnedecektik. Ama elbette ağıt yakmayacak, “Yaşasın Hayat” diye haykıracaktık; bu sene olmasa bile önümüzdeki yıllarda Öğrenci Soygun Sistemi’nin cenazesini kaldırabilmek için…

Oturduk, iki gün içerisinde gerçek bir tabut hazırladık. Gerçek boyutlarda ha, çünkü içinde gerçekten bir %52 eylemcisi taşıyacaktık ve İÜ kapısının önünde “ölü”müz tabuttan çıkıp bildirimizi okuyacaktı.

Ama gün gelip çattığında, polis Beyazıt Camii avlusundan tabutu çaldı! Evet, hem de işbirlikçisi bir cami görevlisinin (imam mıdır, bilmiyoruz artık, günahı boynuna!) ihbarıyla tabutu çalıverdi, sonra da bir %52 eylemcisini gözaltına aldı. (Hukuk bilgimiz kıt ama kendileri hırsız, kendi kendilerini almaları gerekmiyor mu?!)

Tamam, tabut gitti, ama “Öyle veya böyle, bugün Beyazıt’ta ÖSS’ye inat yaşasın hayat sesi olmalı” dedik, açtık siyah bayraklarımızı, koyduk önümüze “ÖSS’ye İnat Yaşasın Hayat” ve ÖSS’nin krallarının katlettiği (12’si son 2 yılda) 15 kardeşimizin isimlerinin yazdığı “ÖSS Ölüm Listesi. YETER ARTIK!” pankartlarımızı, meydana Laleli tarafından girdik.

“ÖSS’ye İnat Yaşasın Hayat”, “Gençliğin Katili ÖSS”, “Öfke Burada, Sınav Sokakta, ÖSS’ye Hayır Lan!”, “ÖSS’iktir Lan!” sloganlarıyla yürürken, (polisler onu çalamadı) üstünde “%52 / YARIŞ ATI OLMAYACAĞIZ” yazısı bulunan atımız meydana geldi. “Yarış Atı Değiliz” sloganıyla ve atla İÜ Beyazıt kapısının yanındaki merdivenlere geldik. Bildirimizi okuduk, Pazar günü yarış atı misali ÖSS koşusunu koşturulacak 1 milyon 600 bin gençten farklı olarak eyleme gelen atımız bilhassa “ÖSS’ye Hayır Lan” sloganında şahlanıverdi.

Bugün, iktidarların oyalamalarına kanıp sırf o kapıdan girmek için tabuta girmeyeceğimizi söyledik Beyazıt Meydanı’nda. Alın, üniversitenizi başınıza çalın, biz Özgürlüğü Seçiyoruz Sınavsız, dedik. Bir-iki ay sonra kazananların listesini çarşaf çarşaf yayınlayıp dershane kalantorlarının reklamını yapacaklara, öldürdükleri kardeşlerimizi unutmadığımızı söyledik. Bu toprakların %52'si, eğitimci zebaniler-dershane patronları ittifakına, devlet onaylı soygun düzeni ÖSS'ye karşı öfkesiyle hep burada olacak!

Unutmadan… %52, o tabutu “ÖSS’ye İnat Yaşasın Hayat” demek için, hayatı gaspın sınavı için daha fazla ölmeyeceğini haykırmak için taşıyordu. E, polis onu çaldı. Kendileri ne için kullanacak acaba? ÖSS’yle öldürecekleri kardeşlerimizi içine koymak için mi?
 

Eylemde okuduğumuz bildiri:

YETER ARTIK YETER!

Şu üniversitenin kapısından geçmek için daha kaç kardeşimizin ölüme, intiharlara sürüklendiğini göreceğiz!

Öğrenci Soygun Sistemi ÖSS’nin kralları! Size soruyoruz! Aldığınız canlar yetmedi mi? Hiçbir gelecek veremediğiniz gençleri dershane patronlarının kucağına atıp, söğüşleyip, sonra da milyonlarcasını işsiz, geleceksiz, umutsuz ve hayatsız bırakmanızı izlemeyeceğiz daha fazla! Bugüne kadar öldürdüğünüz, intihara sürüklediğiniz, ruhunu çaldığınız, ilaç bağımlısı yaptığınız, onlarca, yüzlerce, binlerce kardeşimiz doyurmadı açgözlerinizi hâlâ! Yiyorsa, 15 yılda, gençlerin hayallerini çalıp, dershane patronlarının cebine havale ettiğiniz 34,5 milyar doların açıklamasını yapın!

Bu ÖSS’nin ardından, kazanan birkaç genci dershane reklamı için patlayan flaşların önüne atıp, kaybeden milyonları unutturabileceğinizi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz! Cesaretiniz varsa, yayınlasanıza kaybedenlerin listesini! Kazananları manşetlere taşıyorsunuz, ama biz biliyoruz ki, kaybedenlerin listesi hayatın ortasına yazılıyor, acıyla, umutsuzlukla, hayalkırıklığıyla! Ve sınav sonrasında yine intiharlarla!

ÖSS’nin kralları! Dershane patronları! Eğitimci zebaniler! Gazetelerde televizyonlarda güya ÖSS taktikleri veren uzman azmanlar! Siz önce geçen ay sınav baskısından kalp krizi geçirip ölen kardeşlerimizin, Cansu’nun ve Merve’nin hesabını verin! Ama biliyoruz, vermeyeceksiniz! Veremezsiniz! Siz, gençleri, hayatı, insanlığı düşünmüyorsunuz. Gençleri sınav-üniversite ayağına oyalayıp kontrol altında tutmaktan, paracıklarınızdan, dershane kalantorlarından başka bir şey umurunuzda değil!

Bu kapının önünde yığılıp kalan milyonlar… ve bu kapının ardında dört yıl sonra elinde kıymetsiz tahvil misali paçavra diplomalarla işsizler ordusuna nefer olacak “diplomalı kaybedenler”… Bu yalana kanmayacağız, hayatı gaspınızın sınavları için ölmeyeceğiz daha fazla! 17’mizde öldürüp 70’imizde gömemeyeceksiniz bizi!

YETER ULAN!

ÖSS’nizi de, testlerinizi de, dershanelerinizi de, o gerizekalı sınav taktiklerinizi de, hiçbir işe yaramayan paçavra diplomalarınızı da alın başınıza çalın! Biz yarış atı değiliz! Gençliğimizi üniversite kapılarına gömmeyeceğiz!

ÖSS kralları! Hazırlanın! Bu toprakların %52’si, bu kez sizin ter dökeceğiniz bir sınav hazırlıyor size!

Buradayız! Ölmüyoruz! Yalana kanmıyoruz! ÖSS tabutlarına girmiyoruz!

Biz, Özgürlüğü Seçiyoruz Sınavsız!

Hepimize tek şık olarak dayattığınız HİÇBİRİ olmamak için

ÖSS’YE İNAT YAŞASIN HAYAT!


23 Mayıs 2007 Çarşamba

Cüppeli generallere ve onların güvelerine karşı
Hayalgücü ve gençliğin vicdanı eylemde

 

Dün İÜ rektörlük sarayındaki cüppeli generallerin güveleri Edebiyat Fakültesi’nde başörtülü bir kadını içeri almayıp kadına saldırmış, gençlerin bu duruma müdahalesi üzerine güveler gençlere de saldırıp bir arkadaşımızı darp etmişti.

Bugün engizisyoncu rektörlüğün kışla üniversitesindeki baskılara öfke duyan gençler, başörtüsü takıp Laleli’den yürümeye başlayarak Edebiyat Fakültesi’nin kapısının önüne dikildiler. %52 Cemiyet-i Hergele imzalı “Rektörlükteki Cüppeli General, ‘Güve’lerinin İpini Sıkı Tut, Hepimiz Başörtülüyüz” ve “Dikkat! Güve Saldırır” pankartları taşıyan ve hepsi de başörtüsü takan gençler sloganlarla yürüyerek Edebiyat Fakültesi kapısına geldiler. Kapının önünde bir süre durarak “Zulme İnat Hepimiz Başörtülüyüz”, “Zulme İnat Yaşasın Hayat” sloganları atan gençlerin önünden dün saldıran ‘güve’nliklerin hepsi kaçtı. Hatta dün gençlere özellikle saldıran rektörlük kapıkulu güve, idare tarafından içeri kaçırıldı. Fakültenin içindeki gençlerden de eylemcilere alkışlar ve sloganlarla destek geldi.

Başörtülü eylemciler, bir süre sonra, fakültenin içine girerek Hergele Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti. Bu arada topluluğa yeni başörtülüler ve 12 Eylül faşizmini aratmayan baskı ortamına öfke duyan diğer gençler de katıldı. Baskıya karşı sessiz kalmayan tüm gençlerin alkışlar, sloganlarla yürüyüşe katılmasıyla %52’nin eylemi olarak başlayan tepki, yüzlerce gencin katıldığı büyük bir eyleme dönüştü. “Zalimlere İnat Yaşasın Hayat”, “Zulme Karşı Omuz Omuza”, “Güveler Dışarı” sloganlarıyla yürüyen gençler, Hergele Meydanı’nda sloganlarını sürdürdü. Burada “Güvenlik Güvenlik Baksana, Başörtüm Sağlam Yırtsana” şarkısını hep bir ağızdan söylediler. Kapı girişine yeniden gelen topluluk pankartları girişteki demirlere asarak sloganlarını sürdürdü.

Bu arada %52’ciler yanlarında getirdikleri naftalinleri güvelere karşı etkili bir ilaç olarak kapı girişindeki güvelerin ve kabinlerinin üzerine fırlattı.

Eylem, 200’den fazla gencin katılımıyla rektörlüğün kışla düzenine karşı büyük bir öfkeye dönüştü. Yıl boyunca kurdukları kışla düzeniyle üniversite kampüslerini açık hava hapishanesine çeviren rektörlü-dekanlı cüppeli generaller ve onların kapıkulu güveleri, yıl sonu gelince baskılarını doğrudan şiddete dönüştürmenin karşılıksız kalacağını sanarak yanıldılar. Fikirlerini, eylemlerini, davranışlarını, kılık kıyafetini beğenmedikleri gençleri soruşturma-kovuşturma-disiplin tehditleriyle, kameraları ve özel güveleriyle baskı altına almaya çalışan cüppeli generaller, dünkü güve saldırısı, akademik maskelerinizin altında nasıl da faşizan bir çeteleşmenizin olduğunu gösterdi. Ama dün de kışla düzeninize sessiz kalmayan gençler, bugün daha fazla gençle ve daha öfkeli bir şekilde “Zalimlere İnat Yaşasın Hayat” dediler. Bundan sonra da eylemleriyle “Krallar Çıplak” demeyi sürdürecekler. Özel güvelerinizi kafeslerinde tutmaya özen gösterin. Beyazıt kışlasına karşı gençlerin hayalgücü eylemleri artarak sürecek. Rektörlük sarayındaki engizisyoncuların ve tacizci özel güvelerin baskılarından bıkan, vicdanı olan herkesi bu saldırgan baskı ortamına karşı daha fazla ses çıkarmaya, daha fazla eylem yapmaya çağırıyoruz.

Zalimlerin gücüne karşı hayalgücü eyleme!


19 Mayıs 2007 Cumartesi

"19 Mayıs firarileri" iş başında

19 Mayıs Cumartesi

19 Mayıs işkencesine karşı, gençleri iktidarlarına meze yapmak isteyenlere karşı, o aptal 1-2-3-4 hareketlerini yapıp sıcaktan bayılmayacağımızı söylemek için aldık bildirilerimizi, kurduk standımızı çıktık sokağa. 18 Mayıs'ta Beyoğlu Galatasaray Meydanı ve Kadıköy İskele Meydanı'nda; bugün de Kadıköy'deydik. "Biz sadece iktidarlarınızdan, ikiyüzlülüklerinizden, yalanlarınızdan, gasplarınızdan, sizden kurtulunca bayram yapacağız" diye bağıra bağıra bildirilerimizi dağıttık. 19 Mayıs mağduru gençlerden "Oh be! Doğru valla" tepkileri aldık. 19 Mayıs zorunlu tören kıtalarına alınıp da "disiplinsizlik"ten atılan arkadaşlar en içten tepkileri verdi! Bugünün dünden farkı, "19 Mayıs görev kaçakları"yla buluşmamız oldu! Tabii, "Allah Allah, niye 19 Mayıs'a karşı çıkıyorsunuz" diye soran da vardı. Eh, buna da en hızlı ve net yanıt 19 Mayısların "fikir babası"nın kim olduğunu söylemek oldu.

18 Mayıs Cuma

Bu iki günde dağıttığımız bildirilerle iktidarların yaşadığımız toprakların %52'sine yönelik yürüttüğü kitleleştirme-disiplin saldırısına karşı uyumadığımızı gösterdik. İstanbul'da bildiri dağıtanlar, İstanbul'da olmayıp bildirinin örneğini alan ve kendi bulundukları yerlerde dağıtanlar ile bildiriyi sanal alemde yayan tüm %52'ciler, bundan sonra da krallara çıplak demeyi sürdürecek. Hayata ve %52'ye yapılan saldırılara gözlerini ve vicdanını kapamayan herkesi bundan sonra atılacak adımları organize etmek için bizimle iletişime geçmeye çağırıyoruz. Biz, Zalimlere İnat Yaşasın Hayat demekten hiç bıkmayacağız.

 

 

BİLDİRİMİZ:

Bu sıcakta 19 Mayıs nasıl çekilir?

Bu 19 Mayıs’ta da yine okula, stada gitmek, sıcağın altında o aptal törenlerde dikilmek… Çekilir mi lan bu dert? Okullarda müdürler, hocalar her sene her sene yaptıkları o aptal konuşmaları tekrarlayacaklar (“Geeençleeer, siiiz biziiim geleceğimizsiniz! Bu vataaaan size emanettiiiir! Şşş, konuşma lan Mehmet, çarparım bi’ tane! Bu memleketiiii muasır medeniyetler seviyesineeee…”) Hele stattakiler hiç çekilmez. Devletlüler kapalı tribünde, onlar rahat; sense fırın gibi güneşin altında, yok karton harf tut, kaldır, indir; bilmem ne yöresinin kıyafetiyle yürü; tango yap, kule yap. Sıcaktan geber! Hele bir de tartışacaklar, etekler uzun mu kısa mı, şortlar diz altı mı diz üstü mü? Sapık mı yahu bunlar?!
Bu 19 Mayıs’ın çekilmesinin tek yolu var: Kır arkadaş okulu, boş ver stadı, töreni möreni! Kule yapma, piknik yap, hava mis gibi! Ne yazdığını bilmediğin kartonları tutacağına, al eline kartonu mangal yap. O salak 1-2-3-4 hareketlerini kim takar, kur takımı maç et. Sıcağın altında pişmek mi? Aman aman, yayıl güzel bir ağaç gölgesine, ister sohbet et, ister denizi seyret.

Bu 19 Mayıs’ta okullar
statlar boşalsın!
O aptal sıkıcı törenlere gitmiyoruz!

 

 

Nazi Almanya'sının en önemli spor yetkililerinden, Nazi Jugend gençlik spor örgütünün kurucusu, Hitler’in 1936 Berlin Olimpiyatlarını düzenleyen Carl Diem 1933’te devlet tarafından Türkiye’ye davet edildi. Nazi Diem’in ön ayak olmasıyla 1936’da Türk Spor Kurumu kuruldu. Yine Diem’in daha önce hazırladığı bir çalışmadan esinlenen Beden Terbiyesi Kanunu 1938’de yasalaştı. Kanun, tüm gençlere (tıpkı askerlik gibi) beden eğitimi zorunluluğu getiriyordu. Amaç, gençleri disipline etmek, “Türk ırkını korumak, güçlendirmek” ve gençleri savaşa hazırlamaktı. “Beden eğitimi”nde askerî hiyerarşi işletiliyordu. Bütün spor kulüpleri artık “zevk için” değil, “yurt müdafaası için” çalışacaktı. Bu ırkçı-faşist politikanın devamı olarak, aynı yıl, 19 Mayıs günü “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaya başladı.
Her yıl okullarda, statlarda gençlerin sıra sıra dizilmesinin kökü işte budur!

Bu cumartesi statlarda yapılacak o sıkıcı hareketlerin mimarı Carl Diem,
Nazi selamı verirken...

Bu 19 Mayıs’ta da politikacısından medyasına patronundan bürokratına bir dolu gerontokrat kan emici “Gençlik gelecektir” şovuna hazırlanıyor. 19 Mayıs gençlik bayramıymış! İktidarlar gençlerle kendi iktidarlarına meze yapmak, “ağaç yaşken eğilir” misali kafasına vura vura boyun eğdirmek dışında ilgilenir mi hiç? Soruyoruz, hangi gençliğin bayramı bu?
Sayıları 1,5 milyona varan genç işsizlerin mi? Bu sene de 1 milyon 775 bini Öğrenci Soygun Sistemi sınavına katılıp hemen hepsi üniversite kapılarında yığılacak, ama bu arada da devlet onaylı soygun sistemi dershane patronlarına her yıl her yıl peşkeş çekilen dershane mağduru yüz binlerce gencin mi?
Yurtlara yuvalara kapatılıp dayaklarla tacizlerle yoğrulan 20 bin gencin mi? Sadece İstanbul sokaklarında soğuk geceleri aile belleyip üniformalı iktidar bekçilerinin şefkatli dayaklarıyla büyütülen 20 bin sokak çocuğunun mu? Geleceksizliğin ve yoksulluğun rant çetelerine peşkeş çekilip on binlercesi yargılanan, binlercesi mahkum olan, yüzlercesi hapse atılan “suçlu” gençlerin mi?
Artık 13 yaşında haplanarak tozlanarak şırıngalanarak uyuşturucu tacirlerine pazarlanmaya başlanan 200 bin uyuşturucu ekonomisi “müşterisi”nin mi? Her sene sayıları katlanarak artan, artık binlerle ifade edilen intihar eden gençlerin mi? Batman’da intihara zorlanan genç kızların mı?
Popüler balon Polat Alemdar’a özendirilip liselerde birbirine kırdırılan, her dört öğretmenden biri tarafından şiddet uygulanan, sadece geçen okul döneminde 23’ü öldürülen gençlerin mi?
Cep pop top sarmalında tüketerek tükeniş kültürüne bağımlı kılınan, bu arada da iktidarlar tarafından küresel gaspçı şirketlere “dinamik genç nüfusumuz var, burayı yağmalayın, biz de rantımızı alalım” diye pazarlanan gençlerin mi? Bu topraklardaki 15 yaşından küçük olup sayıları 8 milyonu bulan yoksul çocuk ve gençlerin mi?
Daha sayalım mı? Politikacı ikiyüzlüler tarafından 22 Temmuz’da “oy”ulup sonra unutulacak 4,5 milyon ‘yeni seçmen’ olan, küresel ve yerel gaspçı şirketler tarafından sürüm sürüm sömürülen, nükleerci katiller tarafından geleceğine saatli atom bombası nükleer ölüm santrali dikilmek istenen, savaşla yoksullukla toprağından koparılıp büyük şehirlerin kıyılarında daha da büyük yoksulluklara itilen, iktidarların savaşlarına mehter marşıyla gönderilip tabutlarda dönen… milyonlarca milyonlarca gencin bayramı mı bu?!
Haydi iktidarlar, utanmayın, açık konuşun! Bu topraklardaki nüfusun %52’sini oluşturan 37,5 milyon genç ve çocuğun umurunuzda olmadığını biliyoruz. İktidarınız için tuvalet kağıdı misali kullanıp attığınız gençlerin bayramı değil bu! Siz o sıkıcı resmi geçitlerde doldurduğunuz statlardaki kapalı tribünlerde kendi iktidarınızı kutsarken sıcağın altında Nazi Almanyası’ndan devralınmış 1-2-3-4 ahmak hareketleri tekrarlaması zorunlu gençler için bu bayramı yapmasanız daha iyi! Bir gelecek veremediğiniz için eline bir silah verip 17’sinde katil, kendi iktidar didişmelerinizde mitinglerinize iki slogan bir bayrağa kitle yapmaya çalıştığınız gençler “ARTIK YETER” diyor!
Hayatımıza bunca saldırırken, kendi pisliklerinizi örtmek için koltuklarınıza iki genç oturtarak oynadığınız bu tiyatroya kanmıyoruz. Yiyorsa, siz gelin ÖSS’ye girin, ders-sınav-okul şeytan üçgeninde baskıdan boğulun, sokaklarda yaşayın, yoksulluk-işsizlik çekin, ekonominizin yarısı olan uyuşturucu pazarında ölün! Siz gidin savaşın, tetikçi olun, birbirinizi bıçaklayın!
Yeter artık, uzak durun bizden! Bu toprakların %52’si yalanlarınızı görüyor! Cumhurbaşkanlığı ve seçim savaşlarınızda hiçbir gelecek veremediğiniz gençleri birbirini kırmaya, katil olmaya daha da büyük bir hırsla itmenize karşı daha da öfkeliyiz! Bu sene şeref tribünlerinizde çıplak çıplak oturmayın, ayıp olacak; çünkü o statlarda resmigeçitlerde uygun adım marş marş yürümeyecek, poplanıp dans edip sporlanmayacak, tribünlere bakıp “Kral çıplak” diyeceğiz!
Bu toprakların %52’si, sadece sizden, iktidarınızdan, politikanızdan, yalanlarınızdan, soygununuzdan, gaspınızdan kurtulunca bayram edecek! %52’nin tek bayramı, hayalgücüne güvenerek çıktığı özgürlük yolculuğunda, verdiği özgürlük mücadelesindedir!
Hayatımızı daha fazla gasp edemeyeceksiniz. Çünkü artık hayallerimiz buluşuyor! Zalimlerin gücüne karşı hayalgücü eyleme geçiyor!
Siz resmî, protokollü, geçitli, bürokratik, devletlü bayramınızı kendi kendinize kutlayın! Bu toprakların %52’si, gerçek bayramının, ekmek, insanlık, özgürlük bayramının hazırlıklarını tamamlıyor!

 


9 Mayıs 2007 Çarşamba

Terziler Gloria Jeans’e ayna tuttu!

… dikmediler ve gitmediler,
iğnelerine iplik geçirip beklediler

Gloria Jean’s Coffees dünyanın en büyük kahve zincirlerinden biri. İlk mağazasını açtığı 1996’dan bu yana mağaza sayısı 24 ülkede 700’e ulaştı. 25’i İstanbul’da olmak üzere 40 mağazayla Türkiye bu ülkeler arasında ikinci sırada geliyor. Gloria Jean’s günlüğü yarım dolara çalıştırılan işçilerin topladığı kahvenin kilosunu 22 sentten alıp 200 dolara satarak bir uluslararası kapitalizm mucizesi yaratmakla kalmıyor, ilginç oturma tarzlı mağaza tasarımlarıyla da İstanbul sokaklarına, tükeniş kültürünün kaba teşhirini yapıyorlar.

Hemen hemen her büyük caddede size doğru oturmuş, hatta “yayılmış” kahve içen insanların fütursuzluğuna karşı biz de boş durmadık. Gloria Jean’s’in “misafir”leri fincanına 6 milyon verip yayıla yayıla kahvesini içerken biz de dışarıdan nasıl göründüklerini kendilerine göstermek için iki boy aynasıyla İstiklal Caddesi’ndeki iki Gloria Jean’s’in karşısına dikilerek bir eylem yaptık. Bu arada “misafir”lerine çok kibar davranan garsonlar, bize karşı pek kibar sayılmazlardı. Ama içeride oturanların (önce şaşkınlıkla, sonra kızgınlıkla, sonra umursamayarak) “kendilerine” bakmalarına engel olamadılar. Oradan geçenler önce cama yaklaşıp ne tuttuğumuza odaklandı, sonra aynalardan cesaret alarak doya doya Gloria Jean’s’e baktı.

Yavaş yavaş birçok dükkana yayılan Gloria Jean’s oturma tarzında insanlar kendilerini vitrine çıkarıyor; belki eşzamanlı bir bakma ve bakılma hazzını yaşamaya çalışıyor. Onları kendilerine bakmaya zorlamamızdan niçin rahatsız oldular anlamadık. Sonuçta karşılaştıkları şey kendi görüntüleriydi. Böylece kibirli teşhirci Gloria Jean’s tarzı, ufak da olsa temel bir yara almış oldu. Bu arada hatırlatalım: Bu eylemi herkes bir cep aynasıyla da yapabilir! Madem görülmek istiyorlar, nasıl göründüklerini de bilsinler!

(Bu arada “memlekette terzi mi kaldı, kim bu terziler” diye soranlara, Turgut Uyar’dan “Terziler Geldiler” isimli şiire bakmaları tavsiye olunur.)
 


30 Nisan 2007 Pazartesi

Sadece Bodrum Paşası'nı dinleriz, faşist korku filmini bir daha izlemeyeceğiz

FAŞİZME İNAT YAŞASIN HAYAT!

 

Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, bilgi ağacının dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Kuşlar, Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe, onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün uzak bir ülkeden bir kuş sürüsü, Simurg’un kanadından bir telek bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler. Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kafdağı’nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmaları gerekiyormuş. Kuşlar hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş. Önce bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp; papağan, o güzelim tüylerini bahane etmiş –oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış-, kartal yükseklerdeki krallığını bırakamamış, baykuş yıkıntılarını özlemiş, balıkçıl kuş, bataklığını... Yedi vadi üzerinde uçtukça sayıları anbean azalıyormuş. Altıncı vadi “şaşkınlık”, yedincisi ise “yokoluş” vadisi imiş. Kaf dağına vardıklarında geriye otuz kuş kalmış. Simurg’un yuvasını bulunca öğrenmişler ki, Simurg Anka, “otuz kuş” demekmiş. Onların hepsi de Simurg’muş. Her biri de Simurg’muş.

Bugün Galatasaray Meydanı’nda 100 polis ve 100 gazeteci vardı. Ha, bir de biz vardık. İktidarların hiçbir gelecek veremediği için eline silah verip 17 yaşında katiller üretmesine, Tandoğan ve Çağlayan’daki militarist tapınma ayinlerinde faşizmin kitlesi olmaya karşı Zalimlere İnat Yaşasın Hayat dedik. Eylemi 3 kişi yaptık; yok, 30 kişiydik; hayır, hayır, 300 kişi, hatta 3 bin kişi vardık! 30 bin bile olabiliriz, ne de olsa bu aralar kitle sayıları duruma göre abartılarak katlanıyor! 1930’lar Almanya’sında halkın Nazilere destek gösterileriyle başlayıp toplama kamplarında ve gaz odalarında son bulan o korku filmini hatırlatan bugünkü faşist kitleselleşmenin aynı sona doğru gitmesini izlememek için oradaydık. Binlerce, on binlerce insanı insanlıktan çıkarıp iktidar savaşlarının faşizmine kitle yapsalar da, meydanlarda “sıradan” faşizme kitle olmayacak Simurg’ların olduğunu ve olacağını hatırlatmak için oradaydık.

Faşist kitleleştirmenin gaz odalarına hazır olduğumuzu göstermek için gaz maskelerimizi taktık; eylem için birkaç pankart hazırladık. “Sadece Bodrum Paşasını Dinleriz” (Zeki Müren fotoğraflı), “Kavgayı Bırakın Feneri Şampiyon Yapın” (Tayyip ve Büyükanıt fotoğraflı), “CumhurBUSHkanı Zaten Belli”, “Zalimlere İnat Yaşasın Hayat”, “ADD Sivil Toplum Örgütüyse TCDD de Sivil Toplumun Lokomotifidir”, “Filler Tepişirken Eşek Olma”, eski darbe mağduru yeni darbeci gizli cumhurbaşkanı İlhan Selçuk’un meşhur akrostişli Ziverbey metnine atfen İLHAN SELÇUK akrostişli şiir ve 14 metrelik “Biz Bu Korku Filmini Daha Önce Görmüştük! Tehlikenin Farkındayız! Sabun Olmaya Hazırız” film-pankartı elimizdeydi. Biz, yaşanan ve yaşatılan sürece ilişkin fikrimizi, tavrımızı otaya koymak için alelade bir basın açıklaması yapmayı düşünüyorduk, ama basın ordusunun (gerçekten ordu gibiydi!) üzerimize bu kadar düşeceğini beklemiyorduk. Doğru düzgün hareket edemedik; polisten değil, basından korktuk! Ama polisin, hemen yakınlarında duran arkadaşlarımıza yönelik “Vatan haini piçler” şeklindeki nazik demokratik tacizleri, yaptığımız eylemin ne kadar yerinde olduğunu daha o anda gösterdi.

Siyah bayraklarımız ve “Ekmek İnsanlık Özgürlük! Hayalgücü Eyleme!”, “Faşizme İnat Yaşasın Hayat”, “İnsanlık Tehlikenin Farkında! Zalimlere İnat Yaşasın Hayat!”, “17’lik Katiller Faşizme Kitleler Olmayacağız”, “Zalimlere Karşı Hayalgücü Eyleme” sloganlarıyla sürdürdüğümüz eylemi her zaman burada olduğumuzu, gaz odalarına da, linç edilmeye de, sabun olmaya da hazır olduğumuzu tekrar vurgulamak için yere sabun kalıpları koyarak bitirdik. Evet zalimler, buradayız. Her zaman burada olacağız! Zulmünüze, iktidarlarınıza, faşizminize karşı Özgürlük ve Hayat için mücadele edeceğiz!

Eylemde okuduğumuz bildiri:

Biz bu korku filmini daha önce görmüştük!
Tehlikenin farkındayız, sabun olmaya hazırız!

Türkiye’nin gerçek cumhurbaşkanı bellidir ve o da Beyaz Saray’da oturmaktadır. Bu topraklardaki partili-şirketli-ordulu iktidar aygıtları, katil II. Bush’un uzattığı iki ucu BOP’lu değnekte yerlerini alıp iktidarlarını sağlamlaştırmak için tepişiyorlar.

Gaspçılar! CumhurBUSHkanının Çankaya’daki yardımcısı olmak için verdiğiniz ihale kavgasını hayata karşı artan saldırılarınızın zemini olarak kullandığınızın farkındayız. Hiçbir gelecek veremediğiniz gençlerin eline silah verip cinayetler işletiyor, kardeşi kardeşe kırdırtıp gerçek katil olan kendinizi gizliyorsunuz. Şimdilik eline silah vermediklerinizi de militarist tapınma ayinlerine kitle olarak katıp faşizmin kitle ruhunu büyütüyorsunuz.

Evet, her an kendisinden olmayana saldırmaya hazır genç kıtalar besleyen de, Tandoğan’da Çağlayan’da uyanan da faşizmin kitle ruhudur! Tıpkı 1930’lar Almanya’sındaki Nazilere destek gösterileri gibi, apoletli-emekli-cüppeli generallerin sivil toplum kışlalarında organize ettikleri bu kitleleşme-yığılmalar geleceğin hangi toplama kamplarının filizlerini atıyor? Tandoğan’dan Çağlayan’dan Auschwitz toplama kamplarına uzanan yollar hiç de uzun değil! Soruyoruz, gaz odalarını da hazırlıyor musunuz? Biz buradayız! Mademki faşizmin kitle ruhu geldi, sabun olmaya da, linç edilmeye de, gaz odalarına gönderilmeye de hazırız!

4,5 milyon genci gelecek seçimlerde yeni seçmen kontenjanından “oy”mak için hazırlanan, ulusalcı-milliyetçi soslarla süslenen bu filler tepişmesinde daha fazla ezilen eşekler olacağımızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz! “Cumhuriyetine sahip çık” mitinglerine kışkırttığınız gençlerin kaçına sahip çıkıyor cumhuriyetiniz? Her sene dershanelerde soyulan 650 bin gence mi, üniversite kapılarında yığılıp kalan milyonlara mı, işsizler ordusunun kadrolu subayları haline gelen 1,5 milyon gence mi, her sene iki-üç kat artan uyuşturucu pazarında ölenlere mi, 8 milyon yoksul çocuğa mı, sadece İstanbul’daki 20 bin sokak çocuğuna mı? Öyleyse yaşasın cumhuriyet, yaşasın yoksulluk, yaşasın açlık, yaşasın işsizlik, yaşasın ölüm! Bir bebekten katil yaratan gaspçı sisteminizin, milyonlarca bebekten milyonlarca yeni aç, yoksul yaratarak hayata saldırmaya devam ettiğini görmediğimizi mi sanıyorsunuz?! Vatan-millet-Amerika savaşlarına mehter marşıyla yolladığınız, sonra da dönen tabutları üzerinde timsah gözyaşlarıyla “iktidarım sağolsun” cilası çektiğiniz cenaze törenleri için ölmeyeceğiz daha fazla!

Meclis-parti-ordu şeytan üçgeninde hayatı kışla-dernekli, parti-şirketli, e-muhtıralı darbelerle derbeder etmenize izin vermeyeceğiz! Hepinizin küresel gaspçıların hizmetkârı olduğunuz nasıl da belli: E-muhtıranızı Cuma gece yarısı değil de, borsa açıkken açıklamaya niye cesaret edemediniz?!

Bu toprakların %52’si, küreselinden yereline gasp şebekesine, onun üretip pompaladığı faşizmin kitle ruhuna karşı burada! Buradayız ve sabun olmaya da, linç edilmeye de hazırız! Özgürlükten ve hayattan yana mücadelemizle sağdan soldan her “sıradan” faşizminizi alt edeceğiz! Sizler parayı götürüp iktidarlarınızı sağlamlaştırırken ayak işlerinizin tetikçileri, katilleri ve üniformalı cesetleri olmayacağız! Milliyetçilik-laikçilik-antilaikçilik-ulusalcılık yalanlarınıza karşı İNSANız! İNSANLIĞIZ! Asla ama asla iki slogan bir bayrağa tetikçiniz olmaya, kendisinden olmayana saldıran ırkçı-linççi olmaya, militarist devletçi kitlelerinizle ordunuzun sivil kitleleri olmaya HAZIR OLmayacağız!

ZALİMLERE İNAT YAŞASIN HAYAT!


29 Mart 2007 Perşembe

%52, Koç Holding'le taşak geçti!

Yaşadığımız toprakların gaspçılarından asalak Koç Holding, bugün saat 15:30'da, Rumeli Hisarüstü'ndeki Boğaziçi Üniversitesi kampüsünde "Kariyer Günleri" adı altında düzenlenen köle pazarındaydı. Köle pazarına av olmaya gelmiş olan kariyer heveslisi öğrenciler sandalyelere yerleşmiş, sahnede en prezantabl haliyle köle avcılığı yapan Koç Holding zebanisi hanımefendi yalanlarını bir bir sıralarken, ön sıralardaki bir %52 eylemcisi elinde "kimliği belirsiz bir nesne"yle ayağa kalktı.
Eylemci: Pardon, bunu siz mi düşürdünüz?
Prezantabl Koç: O nedir?
Eylemci: Koç taşağı!
Bu diyalog, eylemcinin elindeki koç taşağının sahnede patlamasından hemen önce gerçekleşti. Köle avcısı, ne olduğunu anlamaz bir şekilde taşağa bakarken, ikinci taşak Koç'un zebanisinin suratına çoktan ulaşmıştı. Eylemcinin "Burası bir köle pazarıdır. Bu toprakların %52’si bu köle pazarını dağıtıyor." demesinin hemen ardından, köle pazarı salonuna dağılmış olan %52 eylemcisi 20 genç, salonu kaplayacak olan sis bombalarını ateşlediler. %52 imzalı "Bu prezantabl sirk gösterisinin arkasında Koç Holding'in hayatımızı gaspının kanlı kariyeri var. Koç'a Karşı Koyunlar İsyana" pankartı salonda yerini almıştı. En başta Kraliçe Ayşe’nin güveleri ve peşi sıra da müstakbel köleler, efendilerini hiçbir şekilde savunma gereği duymadan kaçışırken, salondan Zalimlere Karşı Hayalgücü Eyleme sloganı yükseliyordu. Guy Fawkes maskeli eylemciler, müstakbel köleleri "Köleler, panik yapmayın, sırayla çıkın, birbirinizi ezmeyin" diye uyardılar. Köle pazarında artık köleler ve efendiler değil, özgürlük sloganları ve yoğun bir sis vardı. "Zalimlere İnat Yaşasın Hayat" sloganı atılırken, Koç'un pazarlamacısı herhalde kariyerinin en "taşaklı" günlerinden birini geçiriyordu.
%52'nin gaspçılara karşı hayalgücü eylemiyle, salon boşaldı, sahnedeki asalaklar kaçıştı, köle pazarı dağıtıldı. Toplantı iptal oldu. Eylemciler, salondan çıkarken, alt katta açılmış olan gaspçı şirket tezgâhlarından birini de dağıttılar.
%52, buralarda rahat rahat avlanacağını sanan köle tacirlerine, gaspçılara karşı eylemlerini artırarak ve renklendirerek sürdürecek. Kurbanlık pazarında alınıp satılmaya razı olmayanları, hayata saldıran bütün gaspçılara hayattan yana hoş gelmedin demeye niyetli olanları, Zalimlere İnat Yaşasın Hayat diyenleri önümüzdeki hayalgücü eylemleri için hemen şimdi adım atmaya çağırıyoruz. Zalimlerin gücüne karşı hayalgücü eyleme!

Koç'a öfke duymak için onlarca nedenden birkaçı   


11 Mart 2007 Pazar

Martın kıştan kalma soğuğunda iç ısıtan bir %52 aktivitesi

%52 olarak, bildirilerimiz, standlarımız ve V For Vendetta (Guy Fawkes) maskelerimizle 9 Mart Cuma ve 10 Mart Cumartesi günleri Beyoğlu Galatasaray Meydanı ve Kadıköy İskele Meydanı’ndaydık. Öfkemizin binlerce sebebinden birkaçını anlattığımız ve %52’nin özgürlük çağrısını yaptığımız bildirilerimizi dağıttık, %52’yi önceden işitmiş olan ve bildiriyle öğrenen genç arkadaşlarımızla standlarımızda yaptığımız sıcak sohbetler soğuk havayı unutturdu. Bazen “Aaa, %52”lerle, bazen “%52 ne ya”larla karşılaştık. Bu arada, mekânlarımıza dönüş yolunu da ihmal etmedik, oralarda da bildirilerimizi dağıtmayı sürdürdük.

%52 Öfkenin bildirilerini dağıtmaya önümüzdeki haftalarda da devam edeceğiz. Bildiri ve standı duyup ya da orada görüp gelen ve bildiri dağıtımına, stand işlerine katkıda bulunan dostlarımıza teşekkür ediyoruz. Maillerimizi geç görüp “daha önce görseydim mutlaka gelirdim” diyen dostlarımız, bu desteğinizin de bizim için gayet anlamlı olduğunu bilmenizi isteriz. Merak etmeyin, bildirilerimizle yine dışarıda olacağız. Bu hafta gelen gelmeyen, duyan duymayan tüm %52’cileri, %52’nin özgürlük çağrısının bildirileri için irtibatı sürdürmeye, önümüzdeki haftalarda da dayanışmaya çağırıyoruz.

Videoları izlemek için resimlere tıklayın

Video -1

Video -2

Video -3

 

Fotoğrafları büyütmek için üstüne tıklayın

Kadıköy

Kadıköy

Kadıköy

Beyoğlu

Beyoğlu

Beyoğlu

Kadıköy

Beyoğlu

Kadıköy

Kadıköy

Kadıköy

Kadıköy

 

BİLDİRİMİZ:

800 milyon insanın aç, 2,5 milyar insanın yoksul olduğu dünyada 358 küresel milyarderin serveti dünya nüfusunun yarısının yıllık gelirine eşit. Saatte bin kişi açlıktan ölüyor. Temel sağlık ve beslenme masrafları için yılda sadece 13 milyar doların gerekli olduğu gezegenimizde her yıl 5 yaşından küçük 2 milyon çocuk önlenebilir hastalıklardan ölüyor.

1 milyar çocuğun yoksul, 8 milyon 400 bin çocuğun köle olduğu dünyada 300 bin çocuk asker olarak savaşıyor. Küresel silah endüstrisi yılda 1 trilyon dolar kazanırken, dünyanın en büyük silah üretici ve satıcıları, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olan devletler. Zengin bir devlet askerî harcamalarını 10 haftalığına kesse dünyadaki açlık sona erdirilebilir. Dünyada silahlı çatışmalar sonucunda 2 milyondan fazla çocuk öldü, yaklaşık 20 milyonu evlerini terk etmeye zorlandı.

Futbol endüstrisini de kapsayan spor endüstrisi, en büyük 20 küresel endüstriden biri. Nike, Adidas gibi küresel spor endüstrisi şirketleri, küçük ellerini malzemelerinin üretimi için kullandığı Uzakdoğulu çocukları günde 1 doların altında ücretle tam bir köle gibi çalıştırıyor.

Her yıl 2 milyon çocuk küresel tecavüz endüstrisi tarafından köleleştiriliyor. 57 milyar dolarlık pornografi endüstrisinin 20 milyar dolarlık kısmı çocuklara tecavüz endüstrisine dayanıyor.

Yaşadığımız topraklarda 1 milyon kişi aç, 20 milyon kişi yoksul. Yoksulların yüzde 41’i 15 yaş altında. Eğer kendi başına bir ülke olsaydı gelir dağılımının en adaletsiz olduğu 6. ülke olacak olan İstanbul’da 1 milyon yoksul, 20 bin sokak çocuğu var; yaşadığımız topraklar genelinde sokaklarda yaşayan çocuk sayısının birkaç yıl içinde 500 bin olacağı sanılıyor. Yaklaşık 10 bin çocuk ve gencin kapatıldığı devlet yurtlarında son 5 yıl içinde çocuklara karşı cinsel taciz ve istismar nedeniyle 478 dava açıldı.

Küreselinden yereline gaspçı katil iktidarların hayata, insanlığa ve bu topraklardaki nüfusun %52’sini oluşturan 26 yaş altındaki 37,5 milyona yaptığı saldırıyı görmek için rakamlara, istatistiklere bakmaya gerek yok. Yaşananlara bakıldığında her şey görülüyor. İktidarlar %52’yi, bizi ölümlerle, intiharlarla, uyuşturucuyla, tüketerek tükeniş kültürüyle susturmaya, bastırmaya, disipline etmeye, yetmezse öldürmeye çalışırken, tüm bu yaşananların bir “kader” olduğu ve tüm yalnızlığında yalnızca senin başına geldiğine inanmanı istiyor. Çünkü iktidarlar, hiçbir hayat ve gelecek veremedikleri %52’den, %52’nin büyüyen öfkesinden korkuyor. Çünkü biliyorlar ki, korktukları kadar fazlayız! Tüm yalnızlıklar aslında birbirine bir adım kadar yakın ve hayattan yana, özgürlükten yana sadece bir adım attığımızda hayatlarımızı gasp etmeye çalışan iktidarların bu aşağılık saldırılarını engelleyebiliriz. Engelleyeceğiz de!

“Gençlik gelecektir” martavallarında bizi bugün insandan saymayan; “eti de, kemiği de, iliği de benim” diyerek bizi 17’mizde öldürüp 70’imizde gömmeye çalışan; işine gelince, vatan-millet-Amerika savaşlarında ölecek ve öldürecek katil, küresel gasp şirketlerine “enn genç, enn dinamik pazar” diye peşkeş çekilecek tüketici, sağlı sollu ama hepsi ikiyüzlü siyaset tiyatrolarında üzerinde tepişilerek “oy”ulacak “4,5 milyon genç seçmen”, Polat Alemdar liselerinde birbirlerine kırdırılıp iktidarlarının derinliklerindeki kanlı senaryoları için tetikçi-linççi kontenjanından istihdam edilecek Polatçıklar, kısa mesajlara sığacak kadar küçük hayatların uyuşturuculu-intiharlı yaşayan ölüleri olarak kullanıp atan iktidarlar, bu toprakların %52’sinin hayatlarına ölüm dayatamayacak daha fazla! Çünkü görüyoruz: Bütün krallar çıplak! Zalimler! Katiller! “Gençlik gelecek” diyorsunuz ya, herhalde bizi bekliyordunuz: İşte buradayız! Kaçmayın, geliyoruz!

%52, hayatlarımızı gasp etmeye çalışan iktidarlara karşı hayallerin buluşmasıdır. Özgürlük tutkusuna ve hayalgücüne güvenerek çıkılan özgürlük yolculuğudur. Zalimlerin gücüne karşı eyleme geçen hayalgücüdür. Hayatımıza yapılan saldırılara duyulan öfkenin dayanışmasıdır. Eğer kendi hayatına baktığında, etrafındaki insanların hikayelerine baktığında, hiç görmediğin ama televizyonlardan, gazetelerden ölüm haberlerini işittiğin kardeşlerini düşündüğünde, “yeter ulan” haykırışı ağzından fırlamak için boğazına hücum ediyorsa, %52 SENSİN! Ölüyoruz, öldürülüyoruz, birbirimize kırdırılıyoruz. Farkına varmak için sadece başımızı kaldırıp bir adım atmamız yeter. Çünkü bütün büyük yolculuklar bir adımla başlar. Haydi! Zalimlere, katillere, gaspçılara, asalaklara karşı, %52’nin hayat dolu öfkesiyle bir adım, bir adım daha! Korktuklarını başlarına getireceğiz!

Bu topraklarda ekonominin yarısına yakını uyuşturucuyla finanse ediliyor. Küresel orduların Afganistan’a girdiği 2001 senesinden bu yana, Afganistan’da afyon üretimi 20 kat arttı; bu arada yaşadığımız topraklarda da 2001-2004 arasında 15 yaş üstü gençlerde eroin kullanımı 2 kat, ecstasy kullanımı yaklaşık 4 kat arttı. Yaşadığımız topraklarda 200 bin ağır uyuşturucu bağımlısı var ve uyuşturucuya başlama yaşı 13’e düştü.

Yaşadığımız topraklarda, 2003’te, 2705 intiharın 922’si (%34’ü) 15-24 yaş grubuna ait. (15-24 yaş arası ölümlerin nedeni olarak intihar, ABD’de 3., dünyada 5. sırada.)

4 milyonluk 15-17 yaş arası nüfusun 3 milyonu liselere, bunların çoğu da (2,1 milyon) düz liselere kayıtlı. Ve düz lise mezunlarının üniversiteye girme oranı sadece %12. 3 bin 323 dershane var; 2004 itibariyle 650 bin genç dershanelere gidiyordu. 17 ilde yapılan bir ankete göre gençler arasında ÖSS korkusu Allah korkusundan önce geliyor, dershane patronları bu korkuyu ranta çeviriyor: 1989-2004 arasında üniversite sınavı hazırlığı için 34,5 milyar dolar harcama yapıldı, çoğu dershane sahiplerinin cebine giden bu para ile 69 yeni üniversite kurulabilirdi!

Ama üniversite ve mezuniyet de, kıymetsiz tahvil misali diplomaları alıp işsiz kalmaktan başka bir işe yaramıyor: Her yıl mezun olan 4 bin 500 tıpçının 3 bini işsiz kalıyor; semt pazarcılarının %30’u üniversite mezunu.

Liseye kayıtlı gençlerin %34,7’si kendini yalnız hissediyor, %36,8’i hayatı anlamsız buluyor. Üniversiteye kayıtlı gençlerin %79,4’ü insanlara güvenmediğini ifade ederken, en önemli endişe kaynakları yalnızlık (%57,8) ve mutsuzluk (%55,8).


14 Şubat 2007 Çarşamba

Tayyip Ol Mert! Bu Neyin Pazarlığı!
Zalimlere İnat Yaşasın Hayat!

Filistin’de insanlara duvarlar arasında ölüm dayatan ırkçı İsrail iktidarlarının katil başbakanı Ehud Olmert, yaşadığımız coğrafyadaki yeni katliam planları doğrultusunda Tayyip’le pazarlığa geldiği gün, yaşadığımız topraklarda ve coğrafyamızda pazarlığı yapılan yeni mezarlıklara karşı insanlar da sessiz kalmadılar. Bugün yaklaşık 200 kişi Taksim Gezi’den Taksim Meydanı’na “Ankara’da pazarlık, Filistin’de mezarlık! Zalimlere karşı omuz omuza” sloganları atarak yürüdü. “Yaşasın Küresel İntifada” ve “Zalimlere İnat Yaşasın Hayat” sloganları da atıldı. Gençlerin taşıdığı, üstünde Arapça “Hayalgücü Eyleme” ve Türkçe “Tayyip Ol Mert! Bu Neyin Pazarlığı!” yazılı pankart dikkat çekiciydi. Gençler, kadınlar, erkekler, insanlar, Ankara’da Filistinli çocukların katilleriyle pazarlığa oturan Türkiye iktidarlarına karşı Filistin’de elde sapanla tankların karşısına dikilen çocuklarla aynı öfkeyi taşıyordu. Katiller, unutmayın, Filistin’de kazmaya çalıştığınız yeni mezarlıklara karşı insanlıktan, hayattan yana mücadele edenler, Gazze’de de, Beyrut’ta da, İstanbul’da da öfkeyle sokaktalar.


23 Ocak 2007 Salı

Bugün hepimiz Hrant Dink, hepimiz Ermeniydik… Ya yarın?

Bugün, iktidarların katlettiği Hrant Dink’in cenazesi için düzenlenen yürüyüş yaklaşık 100 bin insanın katılımıyla gerçekleşti. Rakel Dink'in sözleriyle "bir bebekten bir katil yaratan karanlık"ın sahipleri, protokole yerleşip en apoletli, takım elbiseli, cüppeli, AB’li halleriyle, işledikleri cinayet üzerinden politik ayarlar verme görüşmeleri yapmak için kiliseye doluşurken, binlerce öfkeli ses Şişli’de Agos gazetesinin önünden Yenikapı’ya kadar “Hepimiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeniyiz” sloganıyla yürüdü. %52’den gençler de yürüyüşteydi. Elbette yürüyüşte Hrant kardeşimizin ardından yaşanan hüzün kadar, insanların katillere olan öfkesi de vardı. Katil iktidarların bu cinayeti sadece Hrant’ı öldürmek için değil, bu topraklar ve yakın coğrafyamızda gasplarını derinleştirmek için işlediklerini biliyoruz. Ve şimdi “kınıyoruz” timsah gözyaşlarının ardından tüm araçlarıyla bu cinayeti unutturmaya çalışacak ve gaspçı saldırılarını hızlandıracaklar. Ama bilmeliler ki, bunların hiçbirine izin vermeyeceğiz.

Yürüyüşte dağıtılan %52 bildirisi:

Hrant Dink: 1915’te öldürüldü, 2007’de gömüldü

ZALİMLERİN ZULMÜNE KARŞI

İttihatçı soykırımcıların uzantısı, küresel iktidarların ayak işçisi kontrgerilla, Hrant Dink kardeşimizi katletti. O tetiğe yaşadığımız topraklarda ve yakın coğrafyamızda yürütülen iktidar senaryolarını hızlandırmak için basıldı. Kendisi gibi düşünmeyeni susturan, “kendisinden” olmayanı yok eden faşist-ırkçı-kafatasçı katiller, hayata saldırıp tahtlarınızda rahat rahat oturabileceğinizi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Medyasıyla, adalet tiyatrosuyla, 301’li yasalarıyla, yıllardır Hrant Dink hakkında linç kampanyaları yürüten, ona yönelik ırkçı saldırıları provoke eden/öven, onu dışlayan, yargılayan iktidarlar, şimdi “kınıyoruz” timsah gözyaşlarıyla kendinizi aklayamayacaksınız. Gerçek katiller, en devletli-politik halinizle bugün cenaze protokolündesiniz, kimseyi kandıramazsınız o yalan suratlarınızla! Genç Polat Alemdar devşirmelerini, Danıştay benzeri “vur-yakalan” suikastlarında öne atıp bu işten kurtulamayacaksınız. Yavru kurt tetikçiniz de sizin gibi 17’sinde katil 40’ında vekil olursa hiç şaşırmayız!

Bu toprakların %52’si, elinizdeki kanı görüyor, katil iktidarlar! 92 yıldır ellerinizi kaplayan Ermeni kardeşlerimizin kanı ile cinayet şebekesi devletinizin derinliklerine saklanamayacaksınız, Veli Küçük’lü-büyüklü çetelerinizle bu topraklar insanının hayatlarına daha fazla saldırmanıza izin vermeyeceğiz.

Hrant’ın da dediği gibi “Devletler vicdansızdır”; vicdansız katillere karşı insanlığın ve vicdanın adımları daha da güçlü atılacak! Biliyoruz ki, birimiz bile özgür değilse, hiçbirimiz özgür değiliz. Bu topraklarda doğmuş, ekmeği paylaşmış, yaşamış, âşık olmuş, dertlenmiş, top oynamış hiçbirimizi susturamayacak, sindiremeyecek, pes ettiremeyeceksiniz. Biz buradayız, katiller! Bu hayat bizim, hayatımızı gasp etmenize izin vermeyeceğiz! Siz defolun! Kontrgerillanızı, medyanızı, cüppelerinizi, çetelerinizi, apoletlerinizi, yalanlarınızı alın, bu topraklardan da, bu coğrafyadan da, bu dünyadan da defolun!

%52, zalimlere, soykırımcılara, katillere, iktidarlara karşı tüm öfkesiyle burada! Ve hep burada olacağız, özgürlük için, hayat için mücadele edeceğiz!

HEPİMİZ HRANT DİNK,
HEPİMİZ ERMENİYİZ!


22 Ocak 2007 Pazartesi

Hrant Dink’in de yürüdüğü koridorlarda katil iktidarlara öfke

Bugün saat 12.30’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ndeki Hergele Meydanı, katil iktidarların Cuma günü Hrant Dink’i, bir Ermeni kardeşimizi daha katletmesine olan öfkenin sisiyle kaplandı. Bütün meydanı kaplayan sis, gözün gözü görmesini engellerken, gökyüzünden soykırımcı uzantısı, küresel iktidarların ayak işçisi kontrgerillanın işlediği cinayete olan öfkenin bildirileri yağdı. Sis dağılmak üzereyken merakla bekleyen insanlar ve yangın olduğu sanısıyla çağrılan itfaiye ekipleri, meydana bakan üst kata asılmış “Zalimlerin Zulmüne Karşı Hepimiz Hrant Dink, Hepimiz Ermeniyiz - %52” pankartıyla karşılaştı. Okulun özel “güve”nlikleri pankartı kaldırmak için müdahale etmeye kalkıştığında, meydanda toplanmış olan gençler, güveleri yuhalayıp “Hepimiz Hrant Dink, Hepimiz Ermeniyiz” sloganını attılar.

Katiller, genç Polat Alemdar devşirmelerini “vur-yakalan” suikastlarında öne atıp bu işten kurtulabileceğinizi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Bu toprakların %52’si, katil iktidarların ellerindeki kanı görüyor! Bugün, katlettiğiniz Hrant’ın da okuduğu okuldan, bir zamanlar yürüdüğü koridorlardan haykırıyoruz: bu topraklarda doğmuş, ekmeği paylaşmış, yaşamış, âşık olmuş, dertlenmiş, oynamış hiçbirimizi susturamayacak, sindiremeyecek, pes ettiremeyeceksiniz. %52, zalimlere, soykırımcılara, katillere, iktidarlara karşı tüm öfkesiyle burada! Hep burada olacağız, özgürlük ve hayat için mücadele edeceğiz!

ZALİMLERİN ZULMÜNE KARŞI HEPİMİZ HRANT DİNK, HEPİMİZ ERMENİYİZ!

Resimleri büyütmek için üstüne basınız

Gökyüzünden yağan öfkenin bildirisi:

ZALİMLERİN ZULMÜNE KARŞI

Bu okulun cüppeli generallerinin de soyu olan İttihatçı soykırımcıların uzantısı, küresel iktidarların ayak işçisi kontrgerilla, bir Ermeni kardeşimizi daha katletti. O tetiğe yaşadığımız topraklarda ve yakın coğrafyamızda yürütülen kanlı iktidar senaryolarını hızlandırmak için basıldı. Kendisi gibi düşünmeyeni bastıran, susturan, “kendisinden” olmayanı yok eden faşist-ırkçı-kafatasçı katiller, hayata saldırıp tahtlarınızda rahat rahat oturabileceğinizi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Medyasıyla, adalet tiyatrosuyla, 301’li yasalarıyla, yıllardır sırf Ermeni olduğu için Hrant Dink hakkında linç kampanyaları yürüten, ona yönelik ırkçı saldırıları provoke eden/öven, onu dışlayan, yargılayan iktidarlar, şimdi ağzınıza doladığınız “kınıyoruz” timsah gözyaşlarıyla kendinizi aklayamayacaksınız. Genç Polat Alemdar devşirmelerini “vur-yakalan” suikastlarında öne atıp bu işten kurtulamazsınız. Bu toprakların %52’si, elinizdeki kanı görüyor, katil iktidarlar! 92 yıldır ellerinizi kaplayan Ermeni kardeşlerimizin kanı ile cinayet şebekesi devletinizin derinliklerine saklanamayacaksınız, Veli Küçük’lü-büyüklü çetelerinizle bu topraklar insanının hayatlarına daha fazla saldırmanıza izin vermeyeceğiz.
Buradan, katlettiğiniz Hrant’ın da bir zamanlar yürüdüğü bu koridorlardan haykırıyoruz: bu topraklarda doğmuş, ekmeği paylaşmış, yaşamış, âşık olmuş, dertlenmiş, oynamış hiçbirimizi susturamayacak, sindiremeyecek, pes ettiremeyeceksiniz. Biz buradayız, katiller! Bu hayat bizim, hayatımızı çalmanıza izin vermeyeceğiz! Siz defolun! Kontrgerillanızı, medyanızı, cüppelerinizi, apoletlerinizi, yalanlarınızı alın, bu topraklardan da, bu coğrafyadan da, bu dünyadan da defolun!
%52, zalimlere, soykırımcılara, katillere, iktidarlara karşı tüm öfkesiyle burada! Hep burada olacağız, özgürlük ve hayat için mücadele edeceğiz!

HEPİMİZ HRANT DİNK,
HEPİMİZ ERMENİYİZ!


22 Aralık 2006 Cuma

Bırakın Ulusal Polat Alemdar kırmalarının ardına saklanmayı, kendiniz gelin, üniversite kralları!

Yaşadığımız topraklardaki pek çok üniversitede sivil faşist saldırılar artıyor. Bunun bir yansıması da Çarşamba günü İstanbul Üniversitesi'nde gerçekleşti. BMGD, İÜ'deki saldırının ertesi günü bu saldırıların niye arttığına dair üniversitenin krallarını çıplak bırakan bildirisini Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde dağıttı. Üniversitenin krallıkları, yine genç olan Ulusal Polat Alemdar kırmalarını gençlerin üzerine saldırtıp sonra da "sağ-sol çatışması" yalanıyla gençlere saldırmayı artık bıraksınlar da, kendileri kalkıp gelsinler... Yakışıyor mu hiç koca koca "adam"lara?!


19 Aralık 2006 Salı

Robertson&Cumali bugün “kapandı”

Tanrı Soros'un Hisarüstü'ndeki elçisi haşmetli Queen Ayşe I'in, Perşembe günkü bildiri ve afişlerimizi "kaba" bulduğunu öğrenince, biz de bugün kendisine yakışır afişler astık, bildiriler dağıttık. "Madem Soros'un 'Açık Toplum'unun arkasına sığınıp gizli işler çeviriyorsunuz, alın size açıklık" dediğimiz bildirimizden çok hoşlanmadığınızı öğrenince majestelerinin önünde saygıyla "kapandığımızı" açıklayan bildiriler dağıttık. Afişler yine gençlerden ve üniversite çalışanlarından ilgi gördü. Ayrıca bazı profesörlerin ilgisi ve bildiri talepleri de kayda değerdi. Önceki afişlerimize "açıklığı" bahane ederek laf eden muhafız alayları, saygıda kusur etmeyen bu afiş ve bildirilerimize laf edemediler, bakakaldılar. Soros beslemesi Queen Ayşe I'in kendi terbiye sınırları dahilindeki bu afişlerimiz üzerine de çevirdiği dolaplar hakkında bilgi vermeyeceğinden eminiz. Ama majesteleri kendisidir, tanrı Soros'un elçisidir, ne isterse onu yapar!


18 Aralık 2006 Pazartesi

"Irak'ta insanlar ölmüyor!" bildirisi tepkilerle karşılaştı

Gerçekleri Söylemekten Tırsanlar Kulübü tırsak faaliyetlerine devam ediyor. Irak’ta yapılan katliamlara, işkencelere, savaşlara karşı herkesin meydanları doldurduğu bir sırada, “Irak’ta insanlar ölmüyor” bildirisini dağıtan Gerçekleri Söylemekten Tırsanlar Kulübü tırsaklığını bir kez daha gösterdi. Özellikle yemekhanede dağıtılan bildiri, “Irak’ta insanların bomba ve mermi ile beslendiği günlerde siz nasıl Irak’ta insanlar ölmüyor dersiniz?” diye tepkilerle karşılandı. Bu bizi daha da tırstırdı.


14 Aralık 2006 Perşembe

Robertson&Cumali'den Soros'un rektörü Ayşe'ye AÇIK olma çağrısı!

Normalde duvara asılan afişleri duvarın taşı, tuğlası, boyası sanan,
etrafında yaşanan her şeye karşı çimlerde kendini kamufle eden Boğaziçililerin Ayşe'ye ve açık toplum projesine ilgisi gittikçe arttı.

Küresel saldırganların yaşadığımız coğrafyaya düzenleyecekleri saldırılar için üs belledikleri İstanbul’u yeniden inşa etme çabalarında Boğaziçi Üniversitesi’nin de içinde bulunduğu bölge de bu inşa saldırısına dahil edilmeye çalışılıyor. Tıpkı Armutlu’da planladıkları gibi, Rumeli Hisarüstü’nü bir rant alanı olarak küresel rantçılara açmaya çalışıyorlar. Amaçları, bölgeyi insandan arındırıp küresel açgözlü gaspçı katillerin boğaza nazır katliam üssü haline getirmek. Mahalleleri kaldırmayı, insanları sürmeyi, Boğaziçi Üniversitesi’ni taşımayı ve “temizlenmiş” araziyi rant için peşkeş çekmeyi planlıyorlar.

Robertson&Cumali, küresel gaspçı Soros’un kollarının uzanıp rektör Ayşe aracılığıyla sardığı Boğaziçi Üniversitesi’nde, bugün bu saldırıya karşı kampanyasının ilk adımını afişler ve bildirilerle attı. Aynı zamanda kampüste %52 ÖFKE dergisinin masası açıldı. Afişlerin, bildirilerin okunma oranının pek az olduğu Boğaziçi’nde, Robertson&Cumali’nin afiş ve bildirilerinin gençler ve üniversite çalışanları tarafından ilgiyle karşılandığını, dikkatle okunduğunu gözlemledik.

Soros beslemesi Ayşe’nin pek bir liberal “güve”leri, çok beğenmiş olacaklar ki afişlerin fotoğraflarını çekip telefon trafiğini hızlandırdılar. Biz de “e madem beğendiniz, bildiri alın” dedik. Liberal ortamıyla meşhur Boğaziçi’nin güveleri “Tabii, her özgürlüğün bir sınırı vardır” şeklinde felsefi perspektiflerini açıkladılar. Özgür ortam pazarlamalı üniversitenin gerçek yüzünün atılan adımlarla daha da ortaya çıkacağının farkındayız.

Ancak gençlerin büyük bir çoğunluğu afiş ve bildirilerdeki “Açık”lık esprisini anladılar. Afişleri ilgiyle okuyan üniversite çalışanları, burada çalıştıkları seneler boyunca bu projeyi bildiklerini, üniversitenin taşınıp oranın turizm merkezine çevrilmesi planına karşı olduklarını söylediler.

Eski Robert Kolej’in kampüsüne kurulu Boğaziçi Üniversitesi’nin ürettiği bir yandan Batılı-batı heveslisi, diğer yandan Doğulu çift kişilikli şizofreniden esinlenerek ismini koyan Robertson&Cumali olarak önümüzdeki haftalarda kampanya eylemlerimizi sürdüreceğiz. Gizli kapaklı “açık toplum” numaralarına karşı kampanya eylemlerde aktif olarak yer almak isteyenler bizimle irtibata geçebilirler. Bizim Soros’a ve onun Ayşe’sine karşı tavrımızın milliyetçi-ulusalcıların faşist tavrıyla ilgisi olmadığını, “ulusal kapitalizm mi, küresel kapitalizm mi” iki ucu boklu değneğiyle işimiz olmadığını da söyleyelim. Biz, hayat, doğa ve insan düşmanı kapitalizme her zaman, her yerde, her koşulda karşıyız.

O yüzden de derdimiz Boğaziçi Üniversitesi’nin taşınıp taşınmaması değil. Bu, umurumuzda da değil. Biz kapitalizmin hayata saldırısına, İstanbul’un küresel gaspçıların saldırı üssü haline çevrilmesine, mahallelerin insansızlaştırılıp Soros ve türevi küresel açgözlülere peşkeş çekilmesine karşıyız. İnsan olanın da karşı olacağına inanıyoruz. Rant için yaşadığımız yerleri peşkeş çeken bu yardakçılara karşı herkesi mücadele etmeye çağırıyoruz.


Not: Yukarıdaki açık ve çıplak vatandaşlar
Spencer Tunick'in eserlerinden
Boğaziçi Üniversitesi'ne uyarlanmıştır.


7-8 Aralık 2006 Perşembe, Cuma

Beyazıt Meydanı'nı Güzelleştirme Derneği'nden
üniversitelilere okuma-yazma kursu!

Cüppeli generallerin duvarlara afiş yaptırmayı yasakladığı İÜ Beyazıt Memoliler Kışlası'nda, Beyazıt Meydanı'nı Güzelleştirme Derneği, baskılara karşı yeni bir kampanya başlattı. Üniversiteliler için okuma-yazma kursu açan BMGD, İÜ Edebiyat Fakültesi'ndeki duvarlarda ve yemekhane duvarlarında kursun duyurularını yaptı, hatta ilk dersler başladı. Kursa katılmak isteyenler, irtibata geçebilirler.

Edebiyat yemekhanesindeki bu fişimizde ne yazıyor?
AYŞE KAMERAYA GÜLÜMSE

Ali kimleri sevmiyor? ME-MO-Lİ-LE-Rİ

Edebiyat koridorunda şimdi hep beraber heceliyoruz:
A-Lİ KİM-Lİ-Ğİ-Nİ GÖS-TER-ME

Edebiyat Fakültesi: Dekanlık

Edebiyat Fakültesi: Matematik Bölümü

Edebiyat Fakültesi: Alt Koridor


 1 Aralık 2006 Cuma

İÜ Beyazıt Memoliler Kışlası’nda hayalgücü eylemleri yeni grupların katılımıyla sürüyor

Cemiyet-i Hergele’den
rektörlük sarayındaki engizisyonculara…

Cemiyet-i Hergele, bugün İÜ Edebiyat Fakültesi’nde ilk bildirisini dağıtarak faaliyetlerine başladı. Edebiyat Fakültesi’ndeki Hergele Meydanı’ndan, çıt çıkarana soruşturma açan rektörlük sarayında konuşlanmış diktatörlüğe, engizisyonculara, dekanlıktaki kardinallere “fikirlerini, eylemlerini beğenmediğiniz herkesi soruşturuyorsunuz, haydi bizi de soruşturun, ceza verin” diye meydan okuyan “hergele”nin üye olduğu başı bozuklar cemiyetinin bildirisi, yemekhanede gençlerin ilgisine mazhar oldu. Tacizci özel güveler mayıştıkları deliklerinden bir panikle çıkıp ortalıkta bön bön dolaşırken, engizisyonculara saray gençlere hapishane okuldaki gençlerin yüzünde bildiriden kaynaklı bir gülümseme oluştu. Henüz diktatör rektörün ve kardinal dekanın tepkisini öğrenebilmiş değiliz, ama çıplak olduklarını söyleyen gençlerin varlığından da çok memnun olmadıklarını tahmin edebiliyoruz (her kralın tepkisi böyledir!). Cemiyet-i Hergele, Beyazıt Meydanı’nı Güzelleştirme Derneği ve SBF Gerçekleri Söylemekten Tırsanlar Kulübü’nden sonra İÜ Beyazıt Memoliler Kışlası’ndaki tahakküm havasına özgürlükten doğru meydan okuyan üçüncü topluluk oldu. Sıra, kontrgerillanın diktatörlerine boyun eğmemenin, insanlıktan, hayattan yana tavır almanın imkanlarını artıracak yeni topululuklar oluşturmakta. Hayalgücü, diktatör rektörün küt kafasında patlayacak!

Cemiyet-i Hergele’nin bildirisinin sonundaki slogan gerçekten de ne yazık
ki Ortaçağ’da değil, 2006 yılında İstanbul Üniversitesi’nde atılıyor.
Engizisyoncuların utanması gereken bu duruma yönelik bildirinin eski bir
gazete formatında hazırlanması da hoş olmuş…


24 Kasım 2006 Cuma

Cüppeli generallere karşı, Memolilere karşı, özel güvelere karşı
İstanbul Üniversitesi'ndeki kampanya eylemlerimiz artarak sürüyor

İstanbul Üniversitesi güvelere karşı naftalinlendi

Bugün özel "güve"nlik için kötü bir gün. Beyazıt Meydanı’nı Güzelleştirme Derneği ve Siyasal Bilgiler Fakültesi Gerçekleri Söylemekten Tırsanlar Kulübü’nün beraber organize ettiği güvelere karşı naftalin eylemi, Edebiyat Fakültesi ve Siyasal’da gündemi belirledi. Sabah Siyasal’a gelenler okulda “doğalgaz sızıntısı” olduğu söylenerek bir süre okula alınmadı; idare İGDAŞ'ı çağırdı. Naftalinleme eyleminin iki ayaklı güve zararlılarına karşı yapıldığının anlaşılması pek uzun sürmedi. Kilolarca naftalinin akşamdan Siyasal’a, sabah da Edebiyat’a serpilmesinden dolayı çaresiz kalan güvelerin solunum ve sinir sistemlerinin iyice bozulduğu görüldü. Yapılan eylemlere, asılan afişlere, dağıtılan bildirilere karşı anında reaksiyon gösteren, saldıran güvelerin, ortalığa yayılan keskin naftalin kokusu karşısındaki çaresizlikleri ve düştükleri gülünç durum karizmalarını iyice çizdi. Gerçek güveler bile naftalinden onlar kadar etkilenmedi. SBF hocalarından Rauf Versan "eylem dediğin böyle olur" diyerek tebriklerini iletti. İnsanlıktan arındırma saldırılarına karşı hayalgücü eylemleri önümüzdeki günlerde de sürecek. Tırsanlar Kulübü de eşzamanlı olarak ilk bildirisini bugün dağıttı. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin duvarındaki büyük rölyefin altında yazan, Atatürk’ün “Gerçekleri söylemekten korkmayınız” sözüne ironi yaparak perspektiflerini oluşturan kulübün tırsaklığı şimdiden nam saldı.

Takdir edersiniz ki naftalin kokusunun fotoğrafını çekmemiz mümkün değildi. Ama okulun naftalinlendiğine dair uyarı yazılarını birçok yerde görmek mümkün.

SBF Gerçekleri Söylemekten Tırsanlar Kulübü’nün
bugün (24 Kasım) dağıttığı ilk bildirisi.
Tırsak faaliyetler devam edecek


20 Kasım 2006 Pazartesi

Hiçbir renge tahammülleri yok, hemen sinirleniyorlar!

Beyazıt Meydanı’nı Güzelleştirme Derneği’nin bugünkü faaliyetleri, özel güveleri ve Memolileri çılgına çevirdi. Siyasal Bilgiler, Hukuk ve Fen Edebiyat Fakültelerinin tuvaletlerine yapılan güzelleştirme çalışmaları, sınavlar dolayısıyla her anlamda sıkışmış gençlerin yüzünü bir nebze olsun güldürdü. 89-90 döneminde polisin okulu işgali karşısında polisi dumura uğratan eylem, yıllar sonra bu kez Memolileri ve özel güveleri aynı akıbete uğrattı. Memoliler ve özel güveler, tuvaletlere topluca baskın düzenlediler, insanları işerken bile rahatsız ettiler. Tuvaletleri insandan arındırıp kendilerine ayrılmış bölümleri temizliğe giriştiler. Halbuki onlara yapılan bu ince jeste böyle karşılık vermemeliydiler. Derneğimiz, elindeki imkanlarla ancak bu kadarını yapabiliyor. Ama bir dahaki sefere daha çok özen göstermeye çalışacağız.

Bu hafta içi kampanyanın üçüncü aktivitesi daha ilgi çekici olacak. Bu aktivite özellikle özel güveleri hedef alacak. Aktiviteye katılmak isteyenler iletişime geçebilir. Yeniden hortlayan 12 Eylül baskılarına ve uygulamalarına karşı, insan olan, vicdanı olan herkesi bir şeyler yapmaya davet ediyoruz.

Beyazıt Meydanı’nı Güzelleştirme Derneği

Edebiyat Fakültesi

Siyasal Bilgiler Fakültesi

Hukuk Fakültesi

Fen Fakültesi

Haber-Duyuru:

Siyasal Bilgiler Fakültesi
Gerçekleri Söylemekten
Tırsanlar Kulübü yakında tırsak
faaliyetlerine başlayacaktır.
İlgilenen tırsaklara duyurulur.
Neden böyle tırsak bir kulüp
kuruluyor diye merak edenler
sabırsızlıkla beklesin. Siyasal
Bilgiler Fakültesi'ni bilenler ise
ironiyi çok iyi anlayacaklardır!


16 Kasım 2006 Perşembe

BEYAZIT MEYDANI’NI GÜZELLEŞTİRME DERNEĞİ’NDEN AÇIKLAMA

Beyazıt Meydanı’nı Güzelleştirme Derneği, İstanbul Üniversitesi Merkez bina ve Fen Edebiyat Fakültesi’nde ilk kampanya-eylemlerine başladı. Aynı anda bütün fakültelerde afişler asıldı, bildiriler dağıtıldı, kuşlamalar yapıldı.

Üniversitede geçen seneden beri artarak süren baskılar 80’li yıllardaki seviyeye ulaştı. Birçok kişinin soruşturmalara uğraması, okuldan atılması, uzaklaştırılması, artık sıradan bir rutine dönüştü. Memolilerin (polis) ve güvelerin (özel güvenlik) gemi azıya almış tacizleri ve saldırıları, gençlik hareketlerine karşı zafer sarhoşluğu içinde olduklarının göstergesi. Okul dışında "Avrupa Birliği kriterlerine uygun bir kamuflaj içine giren" iktidarlar, kampüslerin içinde ise cüppeli generallerin 12 Eylül faşizmini aratmayan uygulamalarını milyonların gözlerinden ırak bir şekilde sürdürüyorlar. “Güvenliği sağladık, her şey kontrolümüz altında”nın son rötuşlarını yapanlar, yanıldıklarını yakında anlayacaklar. Bu topraklarda patlama noktasına gelen milyonlarca gencin isyanından korkuyorlar. Baskılar sadece üniversiteliler için değil; asıl kaygıları, gençliğin isyanında sembol önemde olan Beyazıt Meydanı’na bütün olası çıkışları engellemek. MGK’nın kırmızı kitaplı gündemlerinde ele alınan gençlik meselesi, küresel ve bölgesel iktidarlara oynayanlar için artık bir korkuya dönüştü. Gençliğe yönelik saldırılar açısından dünyadaki bütün ülkelere açık ara fark atan Türkiye iktidarları, şu ana kadarki Kürt-Türk, laik-antilaik, Alevi-Sünni, solcu-sağcı şeklinde birbirine çatıştır, kişiliksizleştir, disipline et, kontrol et, uyuştur politikalarının sınırlarına geldi. Şimdiye dek vatan-millet edebiyatıyla, “aman dış düşmanlar, yaman iç düşmanlar” diye bin bir bahane vaatle oyalanan gençler, hayatlarını kimlerin gasp ettiğini fark ediyorlar. Yapılacak olan, sadece, dizlerinin üzerinde yürümek yerine ayağa kalkmak. Taksim bu topraklarda yaşayan milyonların sembol meydanı ise, Beyazıt Meydanı milyonlarca gencin meydanıdır. Şartlar ilk bakışta ne kadar olumsuz olursa olsun, Beyazıt Meydanı’nı güzelleştirmenin zamanı geldi. Bütün krallar çıplak!