|

1 Nisan 2008 Salı
Kocaeli’nde
imkânsızı reddeden mektuplar
|
İmkânsızın
lanetinin soluduğumuz havaya karıştığı bir yerde ‘Lanetlitepe’ de
imkânsızı reddedenlerin bildirileri geçtiğimiz hafta boyunca
mektuplar halinde adreslerine postalandı; şimdi yanıtlar bekleniyor.
Baharı selamlayanlar, herkesi, giydirilen üniformalarını çıkarıp
hayatı üzerlerine giymeye ve imkânsızı reddetmek için bir adım daha
atmaya çağırıyor. Yaşanan olağanlığın dehşeti karşısında imkânsız
demeye başlıyor ve haykırıyoruz.
-Bizim söylediklerimizin imkansız olduğunu düşünenler size
sesleniyoruz; iktidarların cenderesindeki dünyada yaşamanın imkansız
olduğunu görmüyor musunuz?
|

10 Aralık 2007 Pazartesi
KOU'da
Araf’tan hayata dair bir bildiri daha
SEYRETTİĞİN
YETMEDİ Mİ?
Geçen hafta Umuttepe kampüsünde hafta boyunca, ölüsevici iktidarların savaş-ölüm-faşizm
şeytan üçgenine karşı bildiriler
dağıtıldı. Arafta kalanlar, savaş ve ölüm çığırtkanlarının çağrısına inat aslolanın hayat olduğunu dile getirdikleri bildirileriyle umuda ve
hayata dair mücadelelerinin sürdüğünü gösterdiler. Kampüs içinde
güvelerin ve yeşil yaratıkların (jandarmaların) olağan dışı baskısı
gözlerden kaçmadı. Okulda dağıtılan bildirilere ve asılan afişlere
yönelik saldırılar, cadı avının kampüslerde de sürdüğünü bir kez daha
gösterirken çılgın gençlik parti organizatörlerinin ve faşizan miting
duyurularının el üstünde tutulması kimseyi şaşırtmadı. Her şeye rağmen
tüm bu umutsuzluk içinden umut yaratmanın hüneriyle Araf'tan mücadeleye
devam çağrısı hâlâ direncini koruyor. Savaşın itaatkârlığıyla değil
hayatın isyankârlığıyla...
Bildirimiz:

12 Haziran 2007 Salı
Bu dünya
bizim
ORDU MARS'A
Militarizmin
kan ve barutla yoğrulmuş faşizan ruhu bugün dünyanın dört bir yanında
her zamankinden daha kanlı ve acımasız son haliyle geleceğimizi de
kana bulamaya devam ediyor. İşte böyle bir zamanda böyle bir ülkede
kimilerinin ordu göreve; kimilerininse ordu kışlaya söylemlerine
karşın top yekûn özgürlüğün hayalini kuranlar olarak ORDU MARS’A diyor
ve bu dünyanın bizim olduğunu inadına haykırıyoruz. Savaşlarından arta
kalan ölümleri (onlar içinse sadece sayısal değer taşıyan zayiattan
başka bir şey değillerdir) kahramanlık destanlarıyla meşrulaştıran ve
var olmak için önce düşmanını yaratıp ardından onu yok etmeğe koyulan
bu faşizan kurumlara bu dünyanın bizim olduğunu tekrar hatırlatıyoruz.
Bu yarım küreden onlara silahlarıyla beraber veda edeceğimiz günün
hayalini Kocaeli Üniversitesi’nde ve İzmit sokaklarında tekrar hayata
geçiriyoruz.
Bildirimiz:
ZALİMLERİN GÜCÜNE KARŞI
Siyasal
rejimler, uluslararası çıkarlar, sömürülen kaynaklar ve yok olan
insanoğlu. İnsanlık tarihinin sadece birkaç kelimeye sığdırılabilen
bilânçosuydu bu. Farklı yüzyılların ortak kurgusuydu, sürüden devlete
giden yolda uygarlaştığını sanan insanlığın tarih kitaplarına sığdırılan
son halidir bu.
Geçmiş zamanların dünya savaşları, korkunun ve karanlığın topyekûn
intifadaya geçtiği yıllar, ölümün sıradanlaştığı, açlığın olağanlaştığı
zamanlar… Tarihin tozlu sayfalarında yargılanıp milyonlarca kez
lanetlenen tiranlar, nükleer bombalar, kana susamış ordular. Geçmişte
tüm bu yaşananlar geçti sananlar ya çok ahmaklar ya da tüm bu hengâmeden
en büyük payı alanlar olarak tescilli birer yalancı (siyasetçi) oldular.
İnsanlığın ‘resmi tarihi’, insanoğlunun geçmişini hep açlık ve sefaletle
boğuşurken resmetti fakat oransal olarak şimdiki gibi bir sefalet hiçbir
zaman görülmedi ve tarih hiçbir zaman devlet terörünün dünyanın dört bir
yanında bu denli kan akıttığına şahit olmamıştı. Çok uzakta değil bu
topraklarda yaşanmaya devam ediyor bu süreç. 21 Kasım 2004’te katledilen
12 yaşındaki Uğur ve babası Ahmet Kaymaz’ı öldüren 4 polise beraat
kararı verildi desek, ne ifade eder sizin için, ya Şemdinli’de bir
kişinin ölümüyle sonuçlanan bombalama davasında iki astsubayın ‘çete
kurmak ve adam öldürmekten’ 39 yıl 5’er ay hapse mahkûm edildiği karar
Yargıtay’dan döndü desek ve askerlerin terör örgütünün işlediği suçları
işlediklerini söylemenin ‘hayal gücünün de ötesinde tamamen varsayımlara
dayalı’ düşünce olacağını savunan Yargıtay, davanın askeri mahkemede
görülmesini istediğinin altını çizsek... Daha bitmedi tabii, İstanbul’un
merkezinde güpegündüz vurulan Hrant Dink’in katili emniyetimizden
sorumlu o sevimli polis memurlarının kollarında ne kadar da mesut ve
hayat doluydu, öyle değil mi? 1 Mayıs’ta EMASYA askeri birlikleri, vali
güler’in deyimiyle vatan hainlerine göz açtırmadı, Taksim’i değil
İstanbul’u abluka altına aldı ve sistemin arlanmaz çocuklarına gözdağı
verdi. Ve filmin jönü TSK son noktayı koyup postallı sivillerin de
desteğiyle ‘NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE’ mantığını yadsıyanları hesap
sorulacak düşmanlar listesine çoktan yazmıştı. Öyle bir zamandı ki bu;
varsılların TERÖRÜ savaş, yoksulların SAVAŞI ise terör diye geçerdi
resmi literatüre. Ne bu ülkede ne de dünyanın herhangi bir yerinde hiç
kimse ters düşemezdi ordusuna, devletine. İşte böyle bir zamanda
öfkenizi seçim sandıklarına saklayın diyenlere inat hayal gücümüzü
eyleme çağırıyoruz. Bu yalanlara inanmak ancak budalaların payına düşer
ve bizler budala değiliz.
 |
|
Video için tıklayın |
Ne meydanları bayraklarla donatan ve faşist ruhlarını bakımlı
ciltlerinin ve uygar kimliklerin arkasına saklayanlardanız, ne de
iktidar yandaşlığı yapıp seçim sandıklarında çözüm arayanlardanız;
bizler hâlâ ARAF’tayız ve tarihin karanlığına gömülen faşist
diktatörlerin ruhlarının hâlâ seçim meydanlarında ete kemiğe
büründüğünün farkındayız.
Bugün değilse ne zaman,
biz değilsek kim!
18 Nisan 2007 Çarşamba
Artık yeter lan!
14 Nisan Cumartesi günü, Kocaeli Üniversitesi İ.İ.B.F.'nin vize
telaşındaki öğrencilerinin sıradan bir günü olağan dışı olaylara sahne
oldu. Fakültedeki gösterişli plazma ekranlarından o günün talimatlarını
izleyen öğrenci güruhu, aldıkları talimatların ardından hipnotize edici
ekranın üzerinin
%52 pankartıyla kapatılmasıyla şaşkına döndü. İNADINA ÖZGÜRLÜK
İNADINA HAYAT ve ARTIK YETER LAN pankartlarıyla beraber gökyüzünden
yağan bildiriler kalabalığın bir kısmının – aşırı hipnotize olmanın
etkisiyle – tepkisini çekse de, eyleme destek niteliğindeki alkışlar
sonunda Kocaeli Üniversitesi'ndeki bu sıradan günün sıra dışı eylemi son
bulmuş oldu. Hipnotize olmayanları, hayatlarımızı gasp etmenin "Lanetlitepe"sine
karşı sürdüreceğimiz önümüzdeki kampanya eylemler için Araf'ta
hayallerin buluşmasına çağırıyoruz.
Eylem esnasında gökten yağan bildirimiz:
|
BU EYLEM BİR SERZENİŞ DEĞİL
DÜZENE KARŞI GÜÇLÜ BİR DİRENİŞTİR
Neo-liberal dünya düzeni için gerekli olan,
insanlığından arındırılmış insan tipinin en son dönüştürülme alanları
olan üniversitelerde bir yandan iktidar ağlarının iplerini çözüyor
bir yandan da yepyeni bir dünyanın ağlarını örüyoruz.
Araf kurgusu içerisinde varoluş mücadelemizi verirken,
yaşadığımız mekânın durağanlığı karşısında zamanın dinamiğini esas
alarak verdiğimiz mücadelede her geçen gün genişleyen çeperimizle
hayat buluyoruz. İktidarların tahakkümcü söylemleri karşısında ARTIK
YETER LAN demenin cüretiyle bize kulak verenlere sesleniyoruz.
İnsan olmanın ölümle cezalandırıldığı ve katillerinin
bir kahraman gibi karşılandığı bir ülkede yaşayanlar bizler değil
miyiz?
Ya ordu göreve sloganlarıyla sokaklara dökülen ve bunu
laik cumhuriyet safsatasıyla meşrulaştıranlar.
Seçim arifesinde bir yandan suratımıza pis pis
sırıtırken her gün birbirine küfür eden parti liderlerinin el ele
verdiği gazete manşetleri.
Ve dünyanın dört bir yanında (Darfur, Irak, Afganistan)
bugün hâlâ insanlar soykırıma uğrarken geçmişte yine iktidarlar
tarafından yapılan soykırımlar önümüze çıkarılarak bunlardan
rant sağlayıp yeni ölümlere sebebiyet verenler.
Ve bütün bu hengamenin ortasında hiç bir şey olmamış
gibi seçim propagandası yapanlara ne demeli?
Ve hâlâ korkacak bir şey yok diyenlere bir kötü haber
daha, siz bütün bunlara göz yumsanız bile yaşadığınız dünya artık son
nefesini vermek üzere. |
15 Mart 2007 Perşembe
"Lanetlitepe"den Kocaeli sokaklarına Araf
|

|
|
... ve
sonraki hafta Umuttepe'deki yemekhanede gökten yağan ARAF NEDİR
soruları.
(Bildirileri ise sayfanın altında görebilirsiniz.) |
 |
|
Kocaeli'nde Araf'ın ilk yazıları... |
Önceki hafta Kocaeli'nin çeşitli
duvarlarında görülmeye başlanan ARAF yazılarının ne anlama geldiği geçen
haftadan itibaren yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Geçen hafta, Umuttepe'deki Kocaeli Üniversitesi kampüsünün yemekhanesinde havadan
yağan "ARAF NEDİR"lerin ardından ertesi günlerde bildiriler dağıttık.
Bunlar, iktidarların dayattığı ölüme karşı hayattan yana bir özgürlük
mücadelesinin ilk adımları. Devlet onaylı soygun sistemi ÖSS ile
diplomalı işsizlik arasında hayatların dört senesinin yalan umutlarla
heba edildiği Umuttepe’den başlayarak girişilen gayretler, hayatlarımızı
gasp etmeye çalışan iktidarlara karşı her yerde var olan bir özgürlük
mücadelesine dönüşürken eylemli varoluşumuzu renklendirerek artıracağız.
Derler ki, Araf, bir yüksek tepedir ve deliler ile çocukların yeri, ne
cennet ne de cehennemmiş, onların yeri Araf'mış. İktidarın aklına ve
aklın iktidarına karşı deliliğin özgürlüğünden ilham alanları,
iktidarların 17’sinde öldürülüp 70’inde gömmeye çalıştığı çocukları,
hayatlarımız gasp edilmeden hayallerimizin buluşmasına, Araf’a,
özgürlüğe, hayata çağırıyoruz. İnsan olmak ayağa kalkmaktır. Kör bir
kuyunun dibinde boğulmamızı her zaman yeğleyecek iktidarlara karşı
öfkeyle "yeter ulan!" diyenler, öfkesini boğazında düğümlemeyenler ayağa
kalkmalı ve bir adım atmalı artık. Önümüzdeki haftalarda da
sürdüreceğimiz ve yaratacağımız kampanya eylemlere katkıda bulunmak,
dayanışmaya girmek isteyenler bizimle irtibata geçebilirler.
araftakiler@gmail.com
5 Mart 2007 Pazartesi

Bu bildiri Arafta kalanların
varlık beyanıdır
Önce
ölmek için doğan milyonlarca bebekten biri olmamak için başladık
mücadeleye ve şimdi yitenlerin de öfkesini alarak yeniden doğuyoruz
küllerimizden. Kurgulanmış gerçeklikleri ve adreslerimize yollanmış bu
yaşamları yadsıyanlar, yani arafta kalanlar bu bildiriyle başlıyor söze.
Bu biçilmiş kaftanlar içinde sırıtıyoruz, yepyeni bir dünyayı içimizde
taşıyarak, taleplerle değil çekip kopararak alacağımız yaşamlarımızın
çetelesini tutuyoruz. Dağ başlarına yapılmış yüksek duvarlı ve tüm
hayattan yalıtılmış üniversitelerin içlerinde yaşama dair hâlâ bir
şeyler bulabilmenin umudu içinde sesleniyoruz: orda kimse var mı? Aksi
takdirde bu tepebaşına parsellenmiş afili binalarda bedenlerin ruhlarını
çoktan yitirdiğini düşünmeye başlayacağız.
Bir dünya düşünün, haftanın 7 günü,
yılın 365 günü kana bulansın; insanları açlıktan kırılsın, savaşlara
yollansın, vergilere bağlansın ve bir insan düşünün, bütün bunların
akşam haberlerinin ötesinde yaşanmadığını sansın. (Belki bu bildiriyi
okuyan birçok insanın bu tipi kurgulamaktansa aynaya bakması aynı işlevi
görecektir.) Ey, sevgili bilimsel üniversitemizin bilim kokan
öğrencileri; bütün bu hengâmenin ortasında ne de meşgulüz, öyle değil
mi? Her gün varlıkla yokluk arasında gidip gelen bu bölgeye gelmek için
koyun sürülerine taş çıkarırcasına bindiğimiz minibüslerden yarı baygın
inip derse yetişmek zorundayız. Okulun o heybetli kapısının yanında
bizim için ayrılan iğne deliğinden geçerken kimliklerimizi birilerinin
gözüne sokmak zorundayız. Hocalarımız karşısında haddimizi bilmek
zorundayız, ne de olsa bu köprüden geçerken onlara öz dayı şefkati
göstermemiz gerektiğini yine onlar öğretti bize. Bir de geleceğimiz var
tabi, en az 16 yıllık okul hayatının sonunda itten aç yılandan çıplak
kalmak ve çıkacak piyangoya umut bağlamak geleceğimize dair olması en
muhtemel ihtimaller arasında.
Bu ülkede 53 devlet ve 24 vakıf olmak
üzere 77 üniversite bulunuyor. Her yıl 230 bin öğrenci mezun oluyor,
bunlardan birkaç elit üniversitenin bazı elit bölümleri saymazsak (bir
de sırtını baba parasına yaslamış özel üniversitelerin sıradan asalak
öğrencileri var) geride kalan okullardan mezun olanlar eğer kâğıttan
uçak ve gemi yapma konusunda tecrübeli değillerse diplomalarını ziyan
etmek zorunda kalacaklardır. Kapitalizmin bu konudaki emniyet sübabı
niteliğinde ki çözümleri de dâhiyane; daha fazla çalış ve yarışı sen
kazan. Ya bu yarışta kaybedenler, yitenler... yitenler kimin umurunda,
yitirdikçe varolmayı öğretmiyor mu bu sistem bize. Bu simülasyon içinde
hiçbir şey olmamış gibi devam edebilirsiniz hayatlarınıza, kimine göre
acı bir kaderden ibaret olan tüm bu yaşananlar geçecektir bir gün, siz
bekleyedurun, Afrika’yı unutun, Ortadoğu’yu unutun ve hayatlarınızı
tahakküm altına alan tüm iktidar mekanizmalarını görmezden gelip
yaşamlarınıza hiç başlayamadığınız yerden kendinize yaşıyor süsü verip
devam edin, ama bizim haddimizi bilmek gibi bir derdimiz yok. Sistemin
devamlılığı için hayati önem taşıyan ve üniversite adı altındaki bu
kışlalarda bir yandan emir verebilen bir yandan itaat edebilen
mahkûmlara dönüştürülüyor olsak da hâlâ umut edebileceğimizi unutanlar
büyük bir hayal kırıklığıyla karşılaşacaklar. Kralın görünmez kumaştan
dikilen elbisesi karşısında alkış tutanlardan olmayacağız. Kapitalizmin
beyinlerimizde yarattığı F tipi hücrelerden kurtulup kralın çıplak
olduğunu kralın yüzüne haykıracağız. |