%52'nin Öfkesi Bağcılar sokak- larında

>>>


Bir ilk öğretim okulunda tahtaya  yazılabilecek en güzel isyan nedir?

>>>


Eğitimci zebaniler,
bizi ÖSS tabutlarına sokamayacak- sınız!

>>>


%52’nin 19 Mayıs’a öfkesi İstanbul semalarında

>>>


Yeşil ve kanlı cumartesi

>>>


Bostancı duvarlarında eğitimci zebanilere karşı öfke

>>>


Tacizci kapı ağası! Donunu (yine) unutmuşsun!

>>>


Duvarlarınızı yıkmadan önce son uyarı!

>>>


Zebanilere posta koymada klasik tarz

>>>


http://a1/eylem/gal/08040301/270220085163.jpgTükeniş toplumuna yeni sezon ürünleri!

>>>


Öğrenci Soygun Sisteminin kalesine ziyaret

>>>


Moda yolunda bir bahar gezintisi

>>>


Oyunpiyatlara ilk katılımlar başladı. Korsan, Pendik Denizcilik'i bastı

>>>

En yaratıcı trafik engelleme

Mahalle futbolu

En özgün yerde %52 yazılaması  

Öfkenin grafitisi, grafitinin öfkesi

Özgürlüğü duvarlara resmetmek

Sokak yaratımı

En özgün Flashmob

(Bokmerkez) Kapalı Alışveriş Merkezi Salon Oyunları

İktidarlara giydiren tasarımlar

Müdür odasına en yakın mesafede bok bırakma

En yaratıcı ders kaynatma

En özgün okul kırma/firar

En güzel öğretmen çıldırtma / ağlatma

Okul kameralarına nanik

Okul duvarına yazılama

Hoca taklidi: sahne sanatları

Okul disiplinini dağıtma oyunları – serbest stil

ÜNİVERSİTE: Kâinatın yalanının toplandığı yerde hayalgücü eyleme!

İŞYERİ: “Merdiven Altındakiler”: Hayatı korku filmine çeviren gaspçı patronlara karşı A-mele belgeselleri

DERSHANE: Soyguncular çıplak!


Festival Başlamadan Önce


En yaratıcı trafik engelleme Mahalle futbolu En özgün yerde %52 yazılaması  ◊ Öfkenin grafitisi, grafitinin öfkesi Özgürlüğü duvarlara resmetmek Sokak yaratımı En özgün Flashmob (Bokmerkez) Kapalı Alışveriş Merkezi Salon Oyunları İktidarlara giydiren tasarımlar

Müdür odasına en yakın mesafede bok bırakma En yaratıcı ders kaynatma En özgün okul kırma/firar En güzel öğretmen çıldırtma / ağlatma Okul kameralarına nanik Okul duvarına yazılama Hoca taklidi: sahne sanatları Okul disiplinini dağıtma oyunları – serbest stil

Üniversite İşyeri Dershane

2008 Gençlik Oyunpiyatları’nda hayalgücü buluşmasına katılmak için:

2008 Gençlik Oyunpiyatları Öfke Sanatları Festivali, 22 Mart-15 Haziran arasında, aşağıda gördüğünüz 20 dalda organize ediliyor. Eylemleri organize eden otonom örgütler, örgütlerinin ismiyle birlikte eylemlerinin yazılı ve görsel (fotoğraf, kamera) kayıtlarını 16 Mart’tan itibaren oyunpiyat@yuzde52.org adresine yollayarak katılabilirler. (Eylemleri yazılı olarak anlatmayı başka insanların da ilham alıp kendi mücadelelerini yaratabilmeleri için önemli bir kaynak olarak görüyoruz.) Biz eylemlerin hangi dala girdiğini ayırt edebiliriz tabii, ama otonomlar kendileri de belirtmek isterlerse o da makbul. İletişimi sürdürmek için sabit e-mail adresinin faydalı olacağını da hatırlatalım…

Sokak çocukları, yuvalarını şenlendiriyor! Sokakların, asfaltlı ölümler döküp üstüne arabalar yığanların değil, çift kale maç yapmakta ısrar eden çocukların olduğunu bilenler! Sokakları geri alıyoruz! Evden okula okuldan eve!, aman çocuum çok terleme!, şşt gençler burada oturmayın bakiim hadi başka yere!, belediyeci şerefsizlerin çevreye rahatsızlık verip cebe rant aldıkları için tabelaya yazdıkları yalan özürlere, ölüm grisi asfaltın üzerinde buralar bizim diye vınlayan otomobillere karşı, monotonlukla ölmüş “büyük” ruhların midesine oturmak için,

SOKAK ÇOCUKLARI YUVALARINI
HAYALGÜCÜYLE DOLDURUYOR!

İktidarların betonlar ve “öldürenmobil”lerle işgal ettiği sokakları özgürlüğün ve hayalgücünün eylemleriyle geri almaya başladığımızda, kim bilir, belki bir gün, o sokaklardan ayrı ayrı beraber meydanlara akarız!

Sokak oyunlarını seven çocuklar, önce sola sonra sağa bakmaz, sola da sağa da yola da kaldırıma da duvarlara da… (bu cümlenin sonu oyunlar bitince gelecek!)

I.

En güzel sokak, arabasız sokaktır!

En yaratıcı trafik engelleme

Otomobil sahipleri, bütün sokakların ve caddelerin ve arabalarının sığdığı neresi varsa işte oraların kendilerinin olduğunu sanan megaloman fetişistlerdir. Mesele, araba sahibi olmayanların da bu fetişizme uymalarıdır. Yıllardır aynı sokakta yaşayan çocuklar sokakta oynarken, arabasıyla sokağa ilk defa giren bir herif bir kornayla onları savuşturma hakkı olduğuna inanır. Bir de utanmadan oracığa park eder arabasını, sanki araba ruhsatı sokağın da ruhsatı! Oysa her çocuk bilir ki, en güzel sokak arabasız sokaktır! Şimdi o çocuklar, arabalı büyüklere bu basit gerçeği hatırlatacak. Özellikle çocukken maç ya da lastik esnasında geçen arabalara karşı hissettiği gıcığı unutmayanlar için ideal olan bu dalda, alet edevat ve hayalgücü kısıtlaması yoktur; tek kriter, bir ya da birkaç şoförü sinir etmek ve hepimize “Oha, nasıl bulmuş lan bunu! Helal olsun!” dedirtmektir.

 

II.

Bu oyunu alacağız, başka yolu yok!

Mahalle futbolu

“Oolum burda top oynamayın” terörüne son! (Ah, özellikle o emekli memurlarla yelloz ev kadınları yok mu!) Nerde oynayalım, kaplamışsınız her yeri bina üstüne bina, halı sahalar bir ton para, üstüne bir de ha bire sakatlanıyoruz (halı saha parasında görünmeyen maliyet, sakatlık tedavisine harcanan para!). Yetti, PES’te, winning eleven’da parmak çalıştırmaktan bir hal olduk! Şimdi, tatlı tatlı ısıtmaya başlayan bahar güneşinin eşliğinde, oturmaktan hamlamış kasları açmalı, güzel oyunumuzu herkesin futbolla tanıştığı yere, sokağa taşımalı! Çift kale, üç korner bir penaltı, beşte devre onda biter, topu getiren mutlaka bir takıma girer, mağluplar (artık meşrebe göre) kola, bira masrafını çeker. En akla hayale gelmedik yerde kaleleri kurup maç edenler, güzelinden mahalle turnuvası organize edenler için ideal dal budur.

(Birkaç not: Bu dal, kendini Ronaldinho sananlarla Messi sananların kapışması değildir, gereksiz artistlik kaale alınmayacaktır, esas olan futbol oynama keyfini sokağa taşıyan organizasyonlardır. “Oolum burada top oynamayın” repliğiyle karşılaşıp kameraya alabilenler ayrıca ödüllendirilecektir. Zamanında kralların anarşi çıkartır diye korktuğu futbolun doğum şeklini bilenlerin geliştirecekleri yaratıcı tarzların önünde ayrıca saygıyla eğilinecektir.)

 

III.

 

Gece, sprey, öfke!

En özgün yerde %52 yazılaması

“Sokaklar bizimdir” diyenler bunu herhalde daha açık ifade edemez! Ana-babalarının onca emek, çaba, fedakârlık, falan filanla okula gönderdikleri çocukları, o emeklerin boşa gitmediğini, okuma-yazma öğrendiklerini gözlerine soka soka gösteriyor da diyebiliriz buna. Bir sprey ve tehlike anında depar atabilecek bacaklar bu dalın ana teçhizatıdır. (Bir tüyo: bisiklet.) Sanatın icrası sırasında kameraya kayıt mümkünse daha şık olur. Hayalgücüyle harekete geçen çocuklar, hayatları gasp eden iktidar kalelerinin yakınlarına öfkenin imzasını atacak, sokakları geri aldığımızı cümle iktidara haykıracak.

(Not: İstanbul Kadıköy Rıhtım Karakolunun duvarına %52 yazılaması yapıldı, bizden tavsiye: tekrar zorlamayın!)

 

IV.

Sokak sanatçıları grafiticilere selam

Öfkenin grafitisi, grafitinin öfkesi

Yer: Her yer. Teçhizat: Biliyorsunuz. Kim: Öfke sanatçıları. Konu: Öfke. Kulübelerine tünemiş kendini bir bok sanan bekçilerle güvenlikçilere rağmen devletten ve belediyeden izin yok! Onlar hayatlarımızın ortasına beton duvarlar dikip “burası benim” diyorlarsa, o çirkin duvarları öfkemize tuval yapmak, reddiye imzalarımızı atmak da bizden! Gaspçılara karşı öfkeyi grafitinin incelikleriyle ortaya koyanlar, sokakları öfke sanatları galerisine dönüştürüyor. Bu dalda grafitinin kendisi kadar nereye yapıldığı da ayrıca önemli.

 

V.

This is a stencil!

Özgürlüğü duvarlara resmetmek

Şablonlar hiç bu kadar güzel olmamıştı! En maharetli eller, yarattıkları şablonlarla özgürlüğü duvarlara kazıyor. Konu “özgürlük” olsun diye düşündük – böylece, özgürlük tutkumuz bugün adım adım geri aldığımız sokaklardan meydanlara akarken, stencil’lar yürüyenlere yol göstersin, sokaklardan özgürlüğe ve hayata açılan yollara kılavuz-işaretler koysun! Burada da stencil’ların yapıldığı yerlerin önemli olduğunu tekrar söyleyelim.

 

VI.

Hayat da bizim, sokaklar da!

Sokak yaratımı

Sokaklar evimizse, evimizi biz süsleyeceğiz! Sokak çocukları, yuvalarının süslenmesini ihaleci-rantçı belediyeye bırakacak değil ya! (Zaten onlar da “süslemiyor”, devlet-belediye-müteahhit işbirliğinde kaz-doldur tekrarlarında parayı götürüp mahallelinin cebine döşüyor!) Şimdi sokaklarımızı kendi ellerimizle ve hayalgücümüzle biz süslüyoruz! Oyunpiyatlardaki diğer dalları alıp bir sokağa toplayarak, yazılama, grafiti, stencil, kalıcı oyun alanları kurma ve daha akla gelebilecek tüm yöntemlerle sokaklarımızı gün be gün özgürlüğümüzün sanatıyla yaratalım. Sokaklarımız belediyede tescilli tabela isimleriyle değil, özgürlük tutkumuz ve hayalgücümüzle anılsın.

 

VII.

Amirim, kalabalık bir grubun Taksim’de yastık savaşı yaptığını haber aldık

En özgün Flashmob

İnternetin sanal tatminlerini de, sistemin moron-monoton zorunluluklarla doldurduğu yerleri de hayalgücüyle darmadağın etmenin vakti geldi. 20 yıldır aynı saatte aynı yerden geçip işine gitmeyi hayat sanan, üstüne çocuğunun da bunu yapmasını adam olmak minvalinde dayatan memur Nur’a, işçi Seyfi’ye, özel bir şirkette yönetici pozisyonundaki marka Ahmet’e, asayiş berkemal yaşıyorum mal mal Kemal’e ve aslında her şeyin hep aynı ritmde akıp gidiyor ve kimsenin bunu bozmuyor olmasından memnun ve mesut iktidarlara ve iktidar aklından muzdariplere şaşırtıcı bir şeyler göstermek isteyenler buraya! Hangi eylemin ne zaman nasıl yapılacağı tamamen yaratıcılığınıza bakar. Flashmob olsa da internetten örgütlemek mecburi değil; ana kriter, alışılagelmiş çark işleyişine kapılanların gözlerini hayretle dört açtırmaktır. Bu arada “Bir eylemle n’olcak ki, dünya mı değişcek” diyenlere de bu dal dolayısıyla selam gönderiyoruz; aferin size, korrrkunç inanılmaz akıllısınııız, bu derin fikriniz için çok mu kafa patlattınız, hadi bakiim uslu uslu derslerinizin başına, otlamaya devam!

 

VIII.

“Hedef kitle”, gaspçıları kutsal tüketim üslerinde hedef alıyor!

(Bokmerkez) Kapalı Alışveriş Merkezi Salon Oyunları

ARALIK 2006’DA CEVAHİR SOYGUN MERKEZİ’NDE ÖLEN AYŞENUR VE BURAK ANISINA,
ONLAR İÇİN, ONLARIN ÖFKESİYLE

Bina bina, marka marka, para para kanser gibi yayılıyor alışveriş merkezleri. Kapitalizmin kutsal tüketim mabetlerinin, kapılarındaki tacizci güvenlikçileriyle, yaldızlı ambalajın altında her an hırsız diye bir odaya atıp dayak atan şerefsizleriyle, varoşlara yalan umutla terbiye ve gençlere gasp trendleriyle, OYUNPİYATLAR’a katılmayı düşünen herkesin hedef belleyeceği bir dal olduğuna inanıyoruz. E, %52’nin “kapalı spor salonu” aktivitesi de böyle olur! Her türlü alışveriş merkezi, süper-hiper market ve tüketim merkezi haline dönmüş bölgeler (örneğin İstanbul Nişantaşı) eylem alanıdır. Gaspın üslerini dağıtan, tüketimi durduran, yöneticilerini, mağaza sahiplerini, satıcıları, güvenlikçileri duman eden eylemler makbuldür.

 

IX.

Heyyt Kotür!

İktidarlara giydiren tasarımlar

İktidarlar gençlerin giyimleriyle yakından ilgilenir: Doğar doğmaz erkek adamla evinin kadınını belirlemek için dayatılan renkler, yıllar içinde, okullarda üniformayla, gaspçı şirketlerin tüketim pompaladığı modayla, iktidarın duruma göre kafamızdaki kıçımızdaki her şeye karıştığı dayatmalarla harmanlanır. Sapık gerontokratlar, her 19 Mayıs’ta eteğin-şortun santim boyundan boy boy iktidar tepişmeleri üretir; tıpkı bu aralar sağlı-sollu ve partili-ordulu iktidarların türban üzerinde tepişmeleri gibi. İkiyüzlü erkek namuslar, bir bluzdaki-etekteki iki santimlik farkları kanla kapatır! Bu arada gaspçı şirketler de, “bu seneki moda” diye başlayan zırvalıklarıyla genç pazarında barkotlu hayatlar alır satarlar. 7 yaşındaki milyonlarca çocuğun aynı şeyi giyiyor olmasına gözleri alışanların vicdanlarında ciddi bir sorun vardır! Bu dalda, sokağın modasını oluşturmak gibi bir niyetimiz yok, alışmış-kudurmuş-göz yummuş-gözünü kapamış vazifesini yapmış akıllara zarar vermek, “öyle giyinilmez, böyle giyinilir” (ya da giyinilmez!) demektir amacımız. Defile yeri belli: sokak.

Kafadan bir hoca ağlatmamış, bir müdür bağırtmamış, üç ders kaynatmamış gence genç mi denir? Okulun en güzel yanı, dış duvarından atlayıp, güzelinden bir yalan patlatıp kaçmaktır, diyenler, okul-aile işbirlikli bu hayatları kıyma makinesine karşı “et de benim kemik de” diyenler, her yıl daha da yükselen okul duvarlarına karşı sesini yükseltiyor! Saça başa kaşa, her türlü davranışa, ayakkabıya, ona buna dil, makas, sopa uzatan, hayatı gençlere mezar etmeyi, eğip bükmeyi, tek sıra dizip sıradan geçirmeyi meslek edinmiş eğitimci zebanilere, her türlü müdüre, idareye, öğretmene, genç olmanın ve özgürlüğün verdiği o dayanılmaz ve güzel coşkuyla nanik yapmak, sadece ileride hatırlanacak güzel bir anı değil, okulun iktidarlarına esaslı bir tokat patlatmaktır. Zaten, “kutsal eğitim” efsanesinin baskılı-disiplinli-işkenceli bir kâbus olduğunu bilenler sayesinde değil midir ki, her okulun gerçek efsanesi “başarı”lar, “not”lar ve bilumum ineklikler değil, müdüre saçını başını yoldurtmuş, hocaları çıldırtmış, sınıf dağıttırmış fırlamalıklardır! ÖSS kapılarında yığılmaktansa kahkahadan yere yığılmayı, ders kitabı okumaktansa meydan okumayı, öğretmene işaret parmağını kaldırmaktansa orta parmağını kaldırmayı yeğleyenler,

OKUL HAPİSHANENİN DUVARLARINI HAYALGÜCÜ KAHKAHALARIYLA SARSIYOR!

I.

Oolum, bak kime diyorum, bu boku kim koydu lan buraya!

Müdür odasına en yakın mesafede bok bırakma

Müdür denen yaratık, ilkokul 1’den itibaren çocuk zihninde travmatik etkiler bırakan, saç baş kontrolü, o dangalak pazartesi-cuma tören nutukları, rüşvet-kayıt parası toplama dışında ne yaptığı bilinmeyen, bir okulun hapishane olduğunun en net ve açık ispatı olan, başgardiyan familyasından zararlı bir türdür. Sadece birkaç gün bile lise görmüş bir genç, müdürün o “ben her şeyim, buralar benim” havalarının kof bir imaj olduğunu bilir. Biz bu nedenle (bir de geçen öğretmenler gününde İstanbul’da dört lisedeki öğretmenlere şık paketler içinde bok hediye eden %52 eylemcilerinin ilhamıyla) müdür odasına en yakın bok koymayı seçtik: “müdür bir bok değildir” şeklinde, “müdür bir boktur” şeklinde ya da “sayın müdür, görev başarılarınız nedeniyle bu boku size layık gördük” şeklinde anlaşılabilir, hiç fark etmez. “En yakın” dedik ama boku müdürün odasının içine koyanlar elbette ki ayakta alkışlanacaktır! Bu arada “Bok, bunun yanında ne ki” iddiasıyla yaratıcılığını konuşturanlar da bu dalda yer alabilir.

 

II.

Kaynadı mı mikropları ölür, tadına doyum olmaz

En yaratıcı ders kaynatma

Okula mahkûm edilmiş her gencin “en sevdiğin ders” sorusuna en samimi cevabı “boş ders”tir. Zaten, yapılmamış derslerin insana yaşattığı mutluluk pek az şeyle kıyaslanabilir. Hoca korkuluk gibi tahta başında dikilmiş, gençler sıralara karpuz gibi dizilmiş… hiçbir şey anlatmayan aptal ders kitaplarına aval aval bakma azabından insanları kurtarmak kadar hayırlı bir iş var mıdır?! Hayatı 45’er dakikadan işkence seanslarıyla haşlanmış kurbağa sendromu misali yavaş yavaş çalan bu sistemli saldırıya karşı hayattan yana bir soluk borusu açmak için her türlü sözlü, eylemli, organize, kendiliğinden fırlamalıklar bu dalda ders kaynatacak. Okul denen meret inşa edildiğinden beri var olan ders kaynatma konusunda iddialı olanlar, ders kaynatma antolojisine vazgeçilmez ve ilham dolu katkılarda bulunacak. Bu dalda, ders kaynatma konusunda uzman aşçılar olan “arka taraftakiler/sıradakiler”e güvenimiz tam! Kaynamış dersin boğucu sınıfından kurtulup kendini dışarı atmanın keyfi de cabası!

 

III.

Tevfik Fikret’in mezarına gittik, yolumuzun üstündeyken Fener maçını da izledik

En özgün okul kırma/firar

Baharın güzel havası da gelmişken arkadaşlarla gönlünce gezmek, sahilde şarap içmek, sevgiliyle dolaşmak, iki top çevirmek keyiflidir, ama bunlar okul zamanında yapıldığında iki kat keyiflidir! Kırık notlara baba tarafından eklenen burun kırıklarından, eğitimci zebanilerin baskı-disiplin-hakaretiyle yaşanmış onur kırıklarından, yıllarca okul saçmalığına katlanıp nihayetinde elde bir bok olmayacağını en baştan bilmenin verdiği hayal kırıklarından intikam almanın destansı hikâyesidir okul kırmak. Gerzek okul üniformasının altına sabahtan giyilmiş kıyafetler, kırılmış okulun kapısının hemen dışında, nice clark kent’leri süpermene çeviriverir! Okul kırma konusunda her arkadaşımızın kafasında dolaşan milyonlarca tilkinin kurnazlığı karşısında laf etmek ahkâm kesmek olacağı için bir tane bile örnek vermiyoruz. Kamera kayıtlarını ve hikâyeleri bekliyoruz.

 

IV.

Sen ağlama, dayanamam, gülmekten altıma ederim

En güzel öğretmen çıldırtma / ağlatma

Öğretmenler… çocuklara ilim irfan verir, aydınlık getirir, gelecek nesiller onun eseridir, canım benimdir, zarttır zurttur… ha, bir de tebeşir atar, sopa atar, kafa atar, kulak yırtar, tehdit eder, gençlere ayak işlerini yaptırır, tek tek veya sınıfçana aşağılar, birisine takar sınıfta bırakır, para-rüşvet karşılığında not artırır, müdürü-müfettişi yalar, dangalak ders kitaplarıyla beyin yıkar, kafa ütüler, okulun hapishane düzeninin gardiyanıdır. Kendini “aydınlık, gelecek” falanla gaza getirse de, kendi dibine ışık veremeyen zavallılar sürüsüdür. Bundandır ki, bir öğretmen ağlatanın anısı, okul koridorlarında 40 yıl kahkahalarla anlatılır. İstenilen her tür dalavere, laf sokma, dalgaya alma, otorite aşağılama ve bilumum alet edevatla hoca ağlatan ve çıldırtan eylemler bu dalda kahkahalarla seyredilecektir.
(En güzel ağlayan/çıldıran hocaya da ödül var! Almaya gelir mi bilinmez tabii!)

 

V.

Lisestar! Jüride: röntgenci idare! Haydi, onlara izleyecek bir şeyler verelim!

Okul kameralarına nanik

Müdür-idare-öğretmenler şeytan üçgeni, çeşit çeşit baskıları yetmezmiş gibi, şimdi de okul hapishaneleri kameralarla donatıp röntgenciliğe başladı. O kameranın ardında, monitörlerinin başında neleri röntgenliyor bunlar? Akşam, okuldan sonra, müdür, yardımcılarıyla rakı sofrası kurup günlük röntgen kayıtlarını pişmiş kelle gibi sırıtarak izliyor mudur acaba? Sahiden neyi izliyor bu sapıklar? Eh, madem izlemeye bu kadar düşkünler, onlara izleyecek bir şeyler verelim! Kameralar karşısında en özgün koreografilerle düzenlenecek eylemler, kameralarla gözetlenen diğer gençlere de ilham vermek için bu dalda sergileniyor. Ha, “biz bu işi kökten hallettik, kameraları işte böyle yok ettik” diyenler de, elbette, burada onur konuğu olacak.

 

VI.

Tahtaya yazmaktan nefret edenler, duvarlara!

Okul duvarına yazılama

Yazmayı çok sevip bu sevgilerini derste tahtada ifade etmekten nefret edenler, tahtayla tek ilişkileri isimlerinin “konuşanlar” listesinde adeta tahtaya kazılı hale gelmesi olanlar, boğucu okul duvarlarına öfkeli renkler veriyor. Okul iktidarlarına, okuldaki baskılara karşı en öfkeli, en alaylı, en coşkulu yazıları bahçe, bina, sınıf veya koridor duvarlarına işleyenler bu dalda yeteneklerini gösteriyor. Okul hapishanenin duvarları hayat dolu öfkeyle bezenecek, sonra da üstlerinden atlanıp sahilde bira içmeye gidilecek!

 

VII.

İnsanlar, insan taklidi zebanileri taklit ediyor

Hoca taklidi: sahne sanatları

İnsan taklidi yapan zebaniye “öğretmen” denir. “Otur yerine, sessizlik, kızım kime diyorum, eşekler sizi” gibi komutları durmadan tekrarlama yeteneğine sahip öğretmen sürülerini taklit etmek ise, insan olmayı unutmamanın en incelikli sanatlarındandır. Bir de “Tiyatroya ilgi yok” derler! Halbuki, her sınıfta, insan taklidi hocalarla ilgili nice sanat eserleri yaratılmaktadır! Şimdi bu sanat eserleri toplanıyor, hoca zebanisini ders dışından çıldırtmanın güzel bir yolu olarak internetten yayılıyor. En iyi hoca taklidine Oscar verecek halimiz yok, ama onlarca taklidin yayınlanmasıyla eğitimci zebanilerin yaşayacağı kızarma-bozarma-morarmanın her gün her gün öğretmen denen yaratıkların aşağılamasına-baskısına-küfürlerine maruz kalmış kardeşlerimize hep beraber vereceğimiz güzel bir dayanışma hediyesi olacağına eminiz. (Not: Eh, öğretmenler de tiyatronun gelişimine katkıda bulunmuş olur, bir işe yararlar! Bu arada, hoca taklidi dalına katılan arkadaşlar, okullarındaki arkadaşlarından yorum gelmesini sağlarlarsa taklitlerin ne kadar iyi olduğunu anlamamıza da yardımcı olurlar.)

 

VIII.

Fazla hayalgücü olan var mı?!

Okul disiplinini dağıtma oyunları – serbest stil

Arkada sigara içenler, zihni açık olsun diye(!) derslere sarhoş girmekte ısrar edenler ve hatta okul dört duvarları içinde gizli ve serbest bira-şarap bölgesi ilan edenler, kravatı haklı olarak yağlı urgan gibi hissedip boynundan çıkarmakta ve saç-üniforma-ayakkabı prangasını farklı kreasyonlar ve aksiyonlarla parçalamakta kararlı olanlar, tören bozguncuları, okul malına zarar vermekte yeni tarzlar yaratanlar, sıra zanaatçıları-oymacıları, eğitimci zebanilere karşı saygısızlığı karakteri addedenler, el çabukluğuyla idarecilerin yoklama defterlerini dürenler… kısacası okul düzen-disiplininin tek tek düzerekten hayatı ezerekten işleyen tekdüze saçmalığını dağıtmak konusunda hiçbir uğraştan kaçınmayanlar, okul hapishaneden bunalan kardeşlerine ilham verecek eylemlerini bu dalda paylaşıyor. Okul gardiyanlarına okul dışından yapılacak nanikler de hoş olur, “müdüüür müdüüür, burada Allah gibi dolaşıyorsun, ama unutma, şu duvarların hemen dışında sokak var” diyenler de hayalgüçlerini sergileyebilirler. Ama, aman, okul dışında nanik yaparken yanlışlıkla müdürün falan arabasını çizmeyin!

 

Aslında bir de, öfkesini kampanyaya dönüştürüp buradaki birkaç dalda birden iş çıkaranlar için de bir “triatlon” dalı açabiliriz. Şık olur. Başvuru olursa artık…

 

 

ÜNİVERSİTE

Kâinatın yalanının toplandığı yerde hayalgücü eyleme!

Üniversitenin ne menem bir şey olduğunu tekrar tekrar anlatmaya niyetimiz yok. Rektörlük sarayındaki parti-devlet-ordu uzantısı prof sıfatlı iktidar ajanlarına, rektörlüğün baskı-taciz-aşağılama ajanı özel güve(nlikçi)lere, sistemin üniformalı “vur-kır-parçala-gençleri parala” polisine ve jandarmasına, Öfkenin Manifestosu’nda bilime pek çok faydalı katkılarını (dayak, rüşvet, dolandırıcılık, taciz-tecavüz, çetecilik, soygunculuk) görebileceğiniz akademisyen mafyalara, kapitalizm-devlet-üniversite şeytan üçgeninin kampüslerdeki bankalı-reklamlı-kariyer günlü saldırısı şirketlere karşı özgürlükten ve hayattan yana hayalgücüyle yaratılacak eylemlerle, akademi-diploma soslu üniversite yalan tezgahına karşı öfkemizi gösterelim! Koç Holding’in Boğaziçi Üniversitesi’ndeki köle pazarında yediği koç taşağına, İstanbul Üniversitesi rektörlüğünün özel güve’lerinin yediği naftaline yeni menüler ekleyelim!

 

İŞYERİ

“Merdiven Altındakiler”: Hayatı korku filmine çeviren gaspçı patronlara karşı mele belgeselleri

Bir atölyede, bir fabrikada, büroda, mağazada, lokantada, her vitrinin ardında patronların hayatları gaspının merdiven altındaki kirli hikâyeleri vardır. Patronların ve onların yalakası müdür-ustabaşı-şeflerin aşağılama, hakaret, küfür, kovma tehdidi, ücret kesme, fazla mesai ve tacizleri, patronların böceklerle dolu mutfaklarına, kazıklamalarına, rüşvet bürokrasisindeki paralı cambazlıklarına, bozuk mallarına karışır. Tüm bu gasp düzeneği, devletin kol kanat germesiyle işler, çünkü “100 işadamının yapmaya karar verdiği şey kanunsuz olmaktan çıkar”, hatta meclisteki kol kaldırma makineleri tarafından kanun haline dönüştürülüverir. Biraz önce “arkada” patronu tarafından aşağılanmış tezgâhtarın vitrine çıktığında yüzünde belirenin gülümseme değil de, acıyla kasılmış bir yüzün dişlerini göstermesi olduğunu herkes bilir, ama herkesin bildiği kirli sırların sessizliğine gömülürken de “ekmek parası” ayağına yatılır. Ya yüzsüz ya da ikiyüzlü olmanın dayatıldığı sömürü nereye kadar?! Medyada arada bir (şantajlar “yeterli” karşılığı bulmadığında) çıkarılan “skandal” “rezalet” patlamalı “özel haberler”in hiç de özel olmadığını bilen, her gün her işyerinde defalarca yaşayanlar, bunları kamera kayıtlarıyla paylaştığında, teşhir edilen gaspçılar işlerinin kolay olmadığını görecek. Şimdi melelerin patronlara dişlerini gösterme vakti!

 

DERSHANE

Soyguncular çıplak!

Yaşadığımız topraklarda ÖSS’ye giren gençlere sorulacak “sınava nasıl hazırlandın” sorusunun gerçek cevabı “taksitle”dir! Çünkü bu topraklardaki en kapsamlı ve devlet-garantili soygun sistemi olan ÖSS’de, milyonlarca genç, sayıları 4 bine yaklaşan dershane patronunun kasasına para akıtmaktadır. Yalan umut üniversitelerin beş para etmez diplomaları (gerçekten de beş para etmiyor, çünkü iş yok!) için milli piyangodan farkı olmayan ÖSS genç pazarlarında dershane patronlarının kasalarına milyarlarca dolar akıtılıyor. Gençler deneme sınavlarında cevap kağıdı doldururken, ana-babalar da yan odada aynı sayıda senet dolduruyor; genç avı için yalandan Seviye Tespit Sınavları (STS) düzenleyen patronlar, gerçek sınavı gençlerle ailelerine Senet Tahsili Sınavlarında çekiyor. Piyangonun “kazananlar listesi”nde bir avuç genç patlayan flaşların önüne atılırken, “kaybeden” yüz binler hiç açıklanmadan potansiyel müşteri listesi olarak bir sonraki seneye bırakılıyor. Yıllardır süregelen bu soygun düzeneğinde semiren patronlar için her şeyin bu kadar kolay olmadığını gösterelim! Şimdiye kadar soyulanlar, “krallar çıplak” diyor, Öğrenci Soygun Sistemi’nin soyguncularını teşhir ediyor. Dershane patronlarının tahsilat bürosu gibi çalışan dershane koridorlarında hayalgücünün eylemleri dolaşsın!