|

Sokak
çocukları, yuvalarını şenlendiriyor! Sokakların, asfaltlı ölümler
döküp üstüne arabalar yığanların değil, çift kale maç yapmakta
ısrar eden çocukların olduğunu bilenler! Sokakları geri alıyoruz!
Evden okula okuldan eve!, aman çocuum çok terleme!, şşt gençler
burada oturmayın bakiim hadi başka yere!, belediyeci şerefsizlerin
çevreye rahatsızlık verip cebe rant aldıkları için tabelaya
yazdıkları yalan özürlere, ölüm grisi asfaltın üzerinde buralar
bizim diye vınlayan otomobillere karşı, monotonlukla ölmüş “büyük”
ruhların midesine oturmak için,
SOKAK ÇOCUKLARI YUVALARINI
HAYALGÜCÜYLE DOLDURUYOR!
İktidarların
betonlar ve “öldürenmobil”lerle işgal ettiği sokakları özgürlüğün
ve hayalgücünün eylemleriyle geri almaya başladığımızda, kim
bilir, belki bir gün, o sokaklardan ayrı ayrı beraber meydanlara
akarız!
Sokak oyunlarını seven çocuklar, önce sola
sonra sağa bakmaz, sola da sağa da yola da kaldırıma da duvarlara
da… (bu cümlenin sonu oyunlar bitince gelecek!)
 |
I.
|
En güzel sokak, arabasız sokaktır!
|
|
En yaratıcı trafik engelleme
|
|
Otomobil sahipleri, bütün sokakların
ve caddelerin ve arabalarının sığdığı neresi varsa
işte oraların kendilerinin olduğunu sanan megaloman
fetişistlerdir. Mesele, araba sahibi olmayanların
da bu fetişizme uymalarıdır. Yıllardır aynı sokakta
yaşayan çocuklar sokakta oynarken, arabasıyla sokağa
ilk defa giren bir herif bir kornayla onları savuşturma
hakkı olduğuna inanır. Bir de utanmadan oracığa
park eder arabasını, sanki araba ruhsatı sokağın
da ruhsatı! Oysa her çocuk bilir ki, en güzel sokak
arabasız sokaktır! Şimdi o çocuklar, arabalı büyüklere
bu basit gerçeği hatırlatacak. Özellikle çocukken
maç ya da lastik esnasında geçen arabalara karşı
hissettiği gıcığı unutmayanlar için ideal olan bu
dalda, alet edevat ve hayalgücü kısıtlaması yoktur;
tek kriter, bir ya da birkaç şoförü sinir etmek
ve hepimize “Oha, nasıl bulmuş lan bunu! Helal olsun!”
dedirtmektir.
|
 |
II.
|
Bu oyunu alacağız, başka yolu yok!
|
|
Mahalle futbolu
|
|
“Oolum burda top oynamayın” terörüne
son! (Ah, özellikle o emekli memurlarla yelloz ev
kadınları yok mu!) Nerde oynayalım, kaplamışsınız
her yeri bina üstüne bina, halı sahalar bir ton
para, üstüne bir de ha bire sakatlanıyoruz (halı
saha parasında görünmeyen maliyet, sakatlık tedavisine
harcanan para!). Yetti, PES’te, winning eleven’da
parmak çalıştırmaktan bir hal olduk! Şimdi, tatlı
tatlı ısıtmaya başlayan bahar güneşinin eşliğinde,
oturmaktan hamlamış kasları açmalı, güzel oyunumuzu
herkesin futbolla tanıştığı yere, sokağa taşımalı!
Çift kale, üç korner bir penaltı, beşte devre onda
biter, topu getiren mutlaka bir takıma girer, mağluplar
(artık meşrebe göre) kola, bira masrafını çeker.
En akla hayale gelmedik yerde kaleleri kurup maç
edenler, güzelinden mahalle turnuvası organize edenler
için ideal dal budur.
(Birkaç not: Bu dal, kendini Ronaldinho
sananlarla Messi sananların kapışması değildir,
gereksiz artistlik kaale alınmayacaktır, esas olan
futbol oynama keyfini sokağa taşıyan organizasyonlardır.
“Oolum burada top oynamayın” repliğiyle karşılaşıp
kameraya alabilenler ayrıca ödüllendirilecektir.
Zamanında kralların anarşi çıkartır diye korktuğu
futbolun doğum şeklini bilenlerin geliştirecekleri
yaratıcı tarzların önünde ayrıca saygıyla eğilinecektir.)
|
 |
III.
|
Gece, sprey, öfke!
|
|
En özgün yerde %52 yazılaması
|
|
“Sokaklar bizimdir” diyenler bunu
herhalde daha açık ifade edemez! Ana-babalarının
onca emek, çaba, fedakârlık, falan filanla okula
gönderdikleri çocukları, o emeklerin boşa gitmediğini,
okuma-yazma öğrendiklerini gözlerine soka soka gösteriyor
da diyebiliriz buna. Bir sprey ve tehlike anında
depar atabilecek bacaklar bu dalın ana teçhizatıdır.
(Bir tüyo: bisiklet.) Sanatın icrası sırasında kameraya
kayıt mümkünse daha şık olur. Hayalgücüyle harekete
geçen çocuklar, hayatları gasp eden iktidar kalelerinin
yakınlarına öfkenin imzasını atacak, sokakları geri
aldığımızı cümle iktidara haykıracak.
(Not: İstanbul Kadıköy Rıhtım Karakolunun
duvarına %52 yazılaması yapıldı, bizden tavsiye:
tekrar zorlamayın!)
|
 |
IV.
|
Sokak sanatçıları grafiticilere selam
|
|
Öfkenin grafitisi, grafitinin öfkesi
|
|
Yer: Her yer. Teçhizat: Biliyorsunuz.
Kim: Öfke sanatçıları. Konu: Öfke. Kulübelerine
tünemiş kendini bir bok sanan bekçilerle güvenlikçilere
rağmen devletten ve belediyeden izin yok! Onlar
hayatlarımızın ortasına beton duvarlar dikip “burası
benim” diyorlarsa, o çirkin duvarları öfkemize tuval
yapmak, reddiye imzalarımızı atmak da bizden! Gaspçılara
karşı öfkeyi grafitinin incelikleriyle ortaya koyanlar,
sokakları öfke sanatları galerisine dönüştürüyor.
Bu dalda grafitinin kendisi kadar nereye yapıldığı
da ayrıca önemli.
|
 |
V.
|
This is a stencil!
|
|
Özgürlüğü duvarlara resmetmek
|
|
Şablonlar hiç bu kadar güzel olmamıştı!
En maharetli eller, yarattıkları şablonlarla özgürlüğü
duvarlara kazıyor. Konu “özgürlük” olsun diye düşündük
– böylece, özgürlük tutkumuz bugün adım adım geri
aldığımız sokaklardan meydanlara akarken, stencil’lar
yürüyenlere yol göstersin, sokaklardan özgürlüğe
ve hayata açılan yollara kılavuz-işaretler koysun!
Burada da stencil’ların yapıldığı yerlerin önemli
olduğunu tekrar söyleyelim.
|
 |
VI.
|
Hayat da bizim, sokaklar da!
|
|
Sokak yaratımı
|
|
Sokaklar evimizse, evimizi biz süsleyeceğiz!
Sokak çocukları, yuvalarının süslenmesini ihaleci-rantçı
belediyeye bırakacak değil ya! (Zaten onlar da “süslemiyor”,
devlet-belediye-müteahhit işbirliğinde kaz-doldur
tekrarlarında parayı götürüp mahallelinin cebine
döşüyor!) Şimdi sokaklarımızı kendi ellerimizle
ve hayalgücümüzle biz süslüyoruz! Oyunpiyatlardaki
diğer dalları alıp bir sokağa toplayarak, yazılama,
grafiti, stencil, kalıcı oyun alanları kurma ve
daha akla gelebilecek tüm yöntemlerle sokaklarımızı
gün be gün özgürlüğümüzün sanatıyla yaratalım. Sokaklarımız
belediyede tescilli tabela isimleriyle değil, özgürlük
tutkumuz ve hayalgücümüzle anılsın.
|
 |
VII.
|
Amirim, kalabalık bir grubun Taksim’de
yastık savaşı yaptığını haber aldık
|
|
En özgün Flashmob
|
|
İnternetin sanal tatminlerini de,
sistemin moron-monoton zorunluluklarla doldurduğu
yerleri de hayalgücüyle darmadağın etmenin vakti
geldi. 20 yıldır aynı saatte aynı yerden geçip işine
gitmeyi hayat sanan, üstüne çocuğunun da bunu yapmasını
adam olmak minvalinde dayatan memur Nur’a, işçi
Seyfi’ye, özel bir şirkette yönetici pozisyonundaki
marka Ahmet’e, asayiş berkemal yaşıyorum mal mal
Kemal’e ve aslında her şeyin hep aynı ritmde akıp
gidiyor ve kimsenin bunu bozmuyor olmasından memnun
ve mesut iktidarlara ve iktidar aklından muzdariplere
şaşırtıcı bir şeyler göstermek isteyenler buraya!
Hangi eylemin ne zaman nasıl yapılacağı tamamen
yaratıcılığınıza bakar. Flashmob olsa da internetten
örgütlemek mecburi değil; ana kriter, alışılagelmiş
çark işleyişine kapılanların gözlerini hayretle
dört açtırmaktır. Bu arada “Bir eylemle n’olcak
ki, dünya mı değişcek” diyenlere de bu dal dolayısıyla
selam gönderiyoruz; aferin size, korrrkunç inanılmaz
akıllısınııız, bu derin fikriniz için çok mu kafa
patlattınız, hadi bakiim uslu uslu derslerinizin
başına, otlamaya devam!
|
 |
VIII.
|
“Hedef kitle”, gaspçıları kutsal tüketim
üslerinde hedef alıyor!
|
|
(Bokmerkez) Kapalı Alışveriş Merkezi
Salon Oyunları
|
|
ARALIK 2006’DA CEVAHİR SOYGUN
MERKEZİ’NDE ÖLEN AYŞENUR VE BURAK ANISINA,
ONLAR İÇİN, ONLARIN ÖFKESİYLE
Bina bina, marka marka, para para
kanser gibi yayılıyor alışveriş merkezleri. Kapitalizmin
kutsal tüketim mabetlerinin, kapılarındaki tacizci
güvenlikçileriyle, yaldızlı ambalajın altında her
an hırsız diye bir odaya atıp dayak atan şerefsizleriyle,
varoşlara yalan umutla terbiye ve gençlere gasp
trendleriyle, OYUNPİYATLAR’a katılmayı düşünen herkesin
hedef belleyeceği bir dal olduğuna inanıyoruz. E,
%52’nin “kapalı spor salonu” aktivitesi de böyle
olur! Her türlü alışveriş merkezi, süper-hiper market
ve tüketim merkezi haline dönmüş bölgeler (örneğin
İstanbul Nişantaşı) eylem alanıdır. Gaspın üslerini
dağıtan, tüketimi durduran, yöneticilerini, mağaza
sahiplerini, satıcıları, güvenlikçileri duman eden
eylemler makbuldür.
|
 |
IX.
|
Heyyt Kotür!
|
|
İktidarlara giydiren tasarımlar
|
|
İktidarlar gençlerin giyimleriyle
yakından ilgilenir: Doğar doğmaz erkek adamla evinin
kadınını belirlemek için dayatılan renkler, yıllar
içinde, okullarda üniformayla, gaspçı şirketlerin
tüketim pompaladığı modayla, iktidarın duruma göre
kafamızdaki kıçımızdaki her şeye karıştığı dayatmalarla
harmanlanır. Sapık gerontokratlar, her 19 Mayıs’ta
eteğin-şortun santim boyundan boy boy iktidar tepişmeleri
üretir; tıpkı bu aralar sağlı-sollu ve partili-ordulu
iktidarların türban üzerinde tepişmeleri gibi. İkiyüzlü
erkek namuslar, bir bluzdaki-etekteki iki santimlik
farkları kanla kapatır! Bu arada gaspçı şirketler
de, “bu seneki moda” diye başlayan zırvalıklarıyla
genç pazarında barkotlu hayatlar alır satarlar.
7 yaşındaki milyonlarca çocuğun aynı şeyi giyiyor
olmasına gözleri alışanların vicdanlarında ciddi
bir sorun vardır! Bu dalda, sokağın modasını oluşturmak
gibi bir niyetimiz yok, alışmış-kudurmuş-göz yummuş-gözünü
kapamış vazifesini yapmış akıllara zarar vermek,
“öyle giyinilmez, böyle giyinilir” (ya da giyinilmez!)
demektir amacımız. Defile yeri belli: sokak.
|
|

Kafadan
bir hoca ağlatmamış, bir müdür bağırtmamış, üç ders kaynatmamış
gence genç mi denir? Okulun en güzel yanı, dış duvarından atlayıp,
güzelinden bir yalan patlatıp kaçmaktır, diyenler, okul-aile
işbirlikli bu hayatları kıyma makinesine karşı “et de benim
kemik de” diyenler, her yıl daha da yükselen okul duvarlarına
karşı sesini yükseltiyor! Saça başa kaşa, her türlü davranışa,
ayakkabıya, ona buna dil, makas, sopa uzatan, hayatı gençlere
mezar etmeyi, eğip bükmeyi, tek sıra dizip sıradan geçirmeyi
meslek edinmiş eğitimci zebanilere, her türlü müdüre, idareye,
öğretmene, genç olmanın ve özgürlüğün verdiği o dayanılmaz ve
güzel coşkuyla nanik yapmak, sadece ileride hatırlanacak güzel
bir anı değil, okulun iktidarlarına esaslı bir tokat patlatmaktır.
Zaten, “kutsal eğitim” efsanesinin baskılı-disiplinli-işkenceli
bir kâbus olduğunu bilenler sayesinde değil midir ki, her okulun
gerçek efsanesi “başarı”lar, “not”lar ve bilumum ineklikler
değil, müdüre saçını başını yoldurtmuş, hocaları çıldırtmış,
sınıf dağıttırmış fırlamalıklardır! ÖSS kapılarında yığılmaktansa
kahkahadan yere yığılmayı, ders kitabı okumaktansa meydan okumayı,
öğretmene işaret parmağını kaldırmaktansa orta parmağını kaldırmayı
yeğleyenler,
OKUL HAPİSHANENİN DUVARLARINI HAYALGÜCÜ KAHKAHALARIYLA SARSIYOR!
 |
I.
|
Oolum, bak kime diyorum, bu boku kim
koydu lan buraya!
|
|
Müdür odasına en yakın mesafede bok
bırakma
|
|
Müdür denen yaratık, ilkokul 1’den
itibaren çocuk zihninde travmatik etkiler bırakan,
saç baş kontrolü, o dangalak pazartesi-cuma tören
nutukları, rüşvet-kayıt parası toplama dışında ne
yaptığı bilinmeyen, bir okulun hapishane olduğunun
en net ve açık ispatı olan, başgardiyan familyasından
zararlı bir türdür. Sadece birkaç gün bile lise
görmüş bir genç, müdürün o “ben her şeyim, buralar
benim” havalarının kof bir imaj olduğunu bilir.
Biz bu nedenle (bir de geçen öğretmenler gününde
İstanbul’da dört lisedeki öğretmenlere şık paketler
içinde bok hediye eden %52 eylemcilerinin ilhamıyla)
müdür odasına en yakın bok koymayı seçtik: “müdür
bir bok değildir” şeklinde, “müdür bir boktur” şeklinde
ya da “sayın müdür, görev başarılarınız nedeniyle
bu boku size layık gördük” şeklinde anlaşılabilir,
hiç fark etmez. “En yakın” dedik ama boku müdürün
odasının içine koyanlar elbette ki ayakta alkışlanacaktır!
Bu arada “Bok, bunun yanında ne ki” iddiasıyla yaratıcılığını
konuşturanlar da bu dalda yer alabilir.
|
 |
II.
|
Kaynadı mı mikropları ölür, tadına
doyum olmaz
|
|
En yaratıcı ders kaynatma
|
|
Okula mahkûm edilmiş her gencin “en
sevdiğin ders” sorusuna en samimi cevabı “boş ders”tir.
Zaten, yapılmamış derslerin insana yaşattığı mutluluk
pek az şeyle kıyaslanabilir. Hoca korkuluk gibi
tahta başında dikilmiş, gençler sıralara karpuz
gibi dizilmiş… hiçbir şey anlatmayan aptal ders
kitaplarına aval aval bakma azabından insanları
kurtarmak kadar hayırlı bir iş var mıdır?! Hayatı
45’er dakikadan işkence seanslarıyla haşlanmış kurbağa
sendromu misali yavaş yavaş çalan bu sistemli saldırıya
karşı hayattan yana bir soluk borusu açmak için
her türlü sözlü, eylemli, organize, kendiliğinden
fırlamalıklar bu dalda ders kaynatacak. Okul denen
meret inşa edildiğinden beri var olan ders kaynatma
konusunda iddialı olanlar, ders kaynatma antolojisine
vazgeçilmez ve ilham dolu katkılarda bulunacak.
Bu dalda, ders kaynatma konusunda uzman aşçılar
olan “arka taraftakiler/sıradakiler”e güvenimiz
tam! Kaynamış dersin boğucu sınıfından kurtulup
kendini dışarı atmanın keyfi de cabası!
|
 |
III.
|
Tevfik Fikret’in mezarına gittik,
yolumuzun üstündeyken Fener maçını da izledik
|
|
En özgün okul kırma/firar
|
|
Baharın güzel havası da gelmişken
arkadaşlarla gönlünce gezmek, sahilde şarap içmek,
sevgiliyle dolaşmak, iki top çevirmek keyiflidir,
ama bunlar okul zamanında yapıldığında iki kat keyiflidir!
Kırık notlara baba tarafından eklenen burun kırıklarından,
eğitimci zebanilerin baskı-disiplin-hakaretiyle
yaşanmış onur kırıklarından, yıllarca okul saçmalığına
katlanıp nihayetinde elde bir bok olmayacağını en
baştan bilmenin verdiği hayal kırıklarından intikam
almanın destansı hikâyesidir okul kırmak. Gerzek
okul üniformasının altına sabahtan giyilmiş kıyafetler,
kırılmış okulun kapısının hemen dışında, nice clark
kent’leri süpermene çeviriverir! Okul kırma konusunda
her arkadaşımızın kafasında dolaşan milyonlarca
tilkinin kurnazlığı karşısında laf etmek ahkâm kesmek
olacağı için bir tane bile örnek vermiyoruz. Kamera
kayıtlarını ve hikâyeleri bekliyoruz.
|
 |
IV.
|
Sen ağlama, dayanamam, gülmekten altıma
ederim
|
|
En güzel öğretmen çıldırtma / ağlatma
|
|
Öğretmenler… çocuklara ilim irfan verir, aydınlık
getirir, gelecek nesiller onun eseridir, canım benimdir,
zarttır zurttur… ha, bir de tebeşir atar, sopa atar,
kafa atar, kulak yırtar, tehdit eder, gençlere ayak
işlerini yaptırır, tek tek veya sınıfçana aşağılar,
birisine takar sınıfta bırakır, para-rüşvet karşılığında
not artırır, müdürü-müfettişi yalar, dangalak ders
kitaplarıyla beyin yıkar, kafa ütüler, okulun hapishane
düzeninin gardiyanıdır. Kendini “aydınlık, gelecek”
falanla gaza getirse de, kendi dibine ışık veremeyen
zavallılar sürüsüdür. Bundandır ki, bir öğretmen
ağlatanın anısı, okul koridorlarında 40 yıl kahkahalarla
anlatılır. İstenilen her tür dalavere, laf sokma,
dalgaya alma, otorite aşağılama ve bilumum alet
edevatla hoca ağlatan ve çıldırtan eylemler bu dalda
kahkahalarla seyredilecektir.
(En güzel ağlayan/çıldıran hocaya da ödül var! Almaya
gelir mi bilinmez tabii!)
|
 |
V.
|
Lisestar! Jüride: röntgenci idare!
Haydi, onlara izleyecek bir şeyler verelim!
|
|
Okul kameralarına nanik
|
|
Müdür-idare-öğretmenler
şeytan üçgeni, çeşit çeşit baskıları yetmezmiş gibi,
şimdi de okul hapishaneleri kameralarla donatıp
röntgenciliğe başladı. O kameranın ardında, monitörlerinin
başında neleri röntgenliyor bunlar? Akşam, okuldan
sonra, müdür, yardımcılarıyla rakı sofrası kurup
günlük röntgen kayıtlarını pişmiş kelle gibi sırıtarak
izliyor mudur acaba? Sahiden neyi izliyor bu sapıklar?
Eh, madem izlemeye bu kadar düşkünler, onlara izleyecek
bir şeyler verelim! Kameralar karşısında en özgün
koreografilerle düzenlenecek eylemler, kameralarla
gözetlenen diğer gençlere de ilham vermek için bu
dalda sergileniyor. Ha, “biz bu işi kökten hallettik,
kameraları işte böyle yok ettik” diyenler de, elbette,
burada onur konuğu olacak.
|
 |
VI.
|
Tahtaya yazmaktan nefret edenler,
duvarlara!
|
|
Okul duvarına yazılama
|
|
Yazmayı çok
sevip bu sevgilerini derste tahtada ifade etmekten
nefret edenler, tahtayla tek ilişkileri isimlerinin
“konuşanlar” listesinde adeta tahtaya kazılı hale
gelmesi olanlar, boğucu okul duvarlarına öfkeli
renkler veriyor. Okul iktidarlarına, okuldaki baskılara
karşı en öfkeli, en alaylı, en coşkulu yazıları
bahçe, bina, sınıf veya koridor duvarlarına işleyenler
bu dalda yeteneklerini gösteriyor. Okul hapishanenin
duvarları hayat dolu öfkeyle bezenecek, sonra da
üstlerinden atlanıp sahilde bira içmeye gidilecek!
|
 |
VII.
|
İnsanlar, insan taklidi zebanileri
taklit ediyor
|
|
Hoca taklidi: sahne sanatları
|
|
İnsan taklidi
yapan zebaniye “öğretmen” denir. “Otur yerine, sessizlik,
kızım kime diyorum, eşekler sizi” gibi komutları
durmadan tekrarlama yeteneğine sahip öğretmen sürülerini
taklit etmek ise, insan olmayı unutmamanın en incelikli
sanatlarındandır. Bir de “Tiyatroya ilgi yok” derler!
Halbuki, her sınıfta, insan taklidi hocalarla ilgili
nice sanat eserleri yaratılmaktadır! Şimdi bu sanat
eserleri toplanıyor, hoca zebanisini ders dışından
çıldırtmanın güzel bir yolu olarak internetten yayılıyor.
En iyi hoca taklidine Oscar verecek halimiz yok,
ama onlarca taklidin yayınlanmasıyla eğitimci zebanilerin
yaşayacağı kızarma-bozarma-morarmanın her gün her
gün öğretmen denen yaratıkların aşağılamasına-baskısına-küfürlerine
maruz kalmış kardeşlerimize hep beraber vereceğimiz
güzel bir dayanışma hediyesi olacağına eminiz. (Not:
Eh, öğretmenler de tiyatronun gelişimine katkıda
bulunmuş olur, bir işe yararlar! Bu arada, hoca
taklidi dalına katılan arkadaşlar, okullarındaki
arkadaşlarından yorum gelmesini sağlarlarsa taklitlerin
ne kadar iyi olduğunu anlamamıza da yardımcı olurlar.)
|
 |
VIII.
|
Fazla hayalgücü olan var mı?!
|
|
Okul disiplinini dağıtma oyunları
– serbest stil
|
|
Arkada sigara
içenler, zihni açık olsun diye(!) derslere sarhoş
girmekte ısrar edenler ve hatta okul dört duvarları
içinde gizli ve serbest bira-şarap bölgesi ilan
edenler, kravatı haklı olarak yağlı urgan gibi hissedip
boynundan çıkarmakta ve saç-üniforma-ayakkabı prangasını
farklı kreasyonlar ve aksiyonlarla parçalamakta
kararlı olanlar, tören bozguncuları, okul malına
zarar vermekte yeni tarzlar yaratanlar, sıra zanaatçıları-oymacıları,
eğitimci zebanilere karşı saygısızlığı karakteri
addedenler, el çabukluğuyla idarecilerin yoklama
defterlerini dürenler… kısacası okul düzen-disiplininin
tek tek düzerekten hayatı ezerekten işleyen tekdüze
saçmalığını dağıtmak konusunda hiçbir uğraştan kaçınmayanlar,
okul hapishaneden bunalan kardeşlerine ilham verecek
eylemlerini bu dalda paylaşıyor. Okul gardiyanlarına
okul dışından yapılacak nanikler de hoş olur, “müdüüür
müdüüür, burada Allah gibi dolaşıyorsun, ama unutma,
şu duvarların hemen dışında sokak var” diyenler
de hayalgüçlerini sergileyebilirler. Ama, aman,
okul dışında nanik yaparken yanlışlıkla müdürün
falan arabasını çizmeyin!
|
|
Aslında bir de, öfkesini
kampanyaya dönüştürüp buradaki birkaç dalda birden
iş çıkaranlar için de bir “triatlon” dalı açabiliriz.
Şık olur. Başvuru olursa artık…
|
|